Kitaplık

Emeği Geçenler: Abdullah BAŞARAN (A.B.), Cemile DEMİRCİ (C.D.), Halim YAR (H.Y.), İbrahim R. KOCA (İ.R.K.), M. Fatih KUTAN (M.F.K.), M. Sabit YAKAR (M.S.Y.), Tuğba SOYLU (T.S.), Yılmaz YILMAZ (Y.Y.), Zehra Gülrû ONAT (Z.G.O.), Zeynep Şüheda SAĞMAN/BAŞARAN (Z.Ş.S./B.)

MÜFREDAT.06

OCAK-ŞUBAT 2011 KİTAPLIĞI

MÜSTESNA DELİLER ALBÜMÜ, Zeki Bulduk, Hayykitap, 107 sayfa.

Derde deva ne varsa derleyip toparlayıp önümüze koyuyor sanki Zeki Bulduk. Geçip gittiğimiz, değil vicdanımızı yüzümüzü bile dönme­diğimiz insanların, kaderlerin, ha­yatların önünden bütün geniş­liğiyle geçerken, bize de uzaktan el kol ediyor, hatırlatıyor çok ama çok şeyi. Delilerin, meczupların, ikisi arasındaki farkın farkında olma­yanların, senin, benim, herpimizin hayatının bir yanını katlayıp düzenleyip dile düşürüyor. Çete’yi, Çita’yı, Deli Döne’yi, “Devlet Ana” Fatma abla’yı, sevdiği kadın uğruna bizi sus pus ettirecek şeylere meyleden, kızamadığımız, küsemediğimiz Atilla’yı anlatıyor bize. Anlatıyor ve bir selamı esirgeyemeyiz ondan: Selamunaleyküm Zeki abi, selam vicdanına. M.F.K.

DİN SOSYOLOJİSİNE GİRİŞ, Inger Furseth-Pal Repstad, çev. İ. Çapcıoğlu-H. Aydınalp, Birleşik Yayınevi, 408 sayfa.

Din Sosyolojisine Giriş’te, özellikle din sosyolojisi kitaplarında yer veri­len Comte, Marx, Durkheim ve We­ber’e ait klasik kuramlar yanında, Habermas’tan, Faucault’a, Bour­dieu’dan, Baudrillard’a kadar pek çok çağdaş kuramcıya da yer ve­rildiği görülmektedir. Bu özelliğiyle çalışmanın, çağdaş kuramların sağladığı kavramsal zenginlikten hareketle kendi toplumsal sorunlarımızı daha iyi anlamak ve böylece onlara daha gerçekçi çözüm önerileri üretebilmektir.

LOUIS LAMBERT, Honoré de Balzac, çev. Oktay Rifat-Samih Rifat, TİB Kültür Yayınları, 129 sayfa.

Kısacık ömrüne doksan küsur ki­tap sığdırmayı başaran edebi­yatın alametlerinden insanlık komedyasının yazarı Honoré de Balzac eline aldığı konuda açık bir köşe bırakmaz, insanları ve çevreyi doymamacasına betimler bir yüz elli sayfa sonra aktörleri kaderin eline bırakır, fakat akan bu ırmakta aşırı romantizm hariç aykırılık bulamazsınız. Balzac bize genelde masal anlatır, masal kötü bitse de sonunda rahatladığımızı hissede­riz. Balzac yeniden basılan bu romanda yine dıştan içe romanı örüyor, merak etmemizi sağladığı karakterin gizemlerini bir bir çözüyor. H.Y.

SEÇME YAZILAR: DEVRİM, DEMOKRASİ, SOSYALİZM, V. İ. Lenin, çev. Sungur Savran, Yordam Kitap, 383 sayfa.

Lenin adı, hemen hemen bütün çevrelerce eleştirilen bir sistemi ifade ediyor. Lenin’in eylemciliğinden dem vurup da, teorisyenliğinin zayıflığına, uygulanabilir olmayışına; kurtarıcı görüntüsü altında kıyımlar yaptığına kadar uzanan geniş bir yelpazede yorumlara bulanmış bir devlet adamı. Onun yazılarından bir derlemeyi barın­dıran bu kitap teorileriyle pratikleri arasındaki bağı biraz daha aydınlatmasının yanında, teoris­yen yönünün görünmesine de yardımcı olabilir. Paul Le Blanc tarafından derlenen bu kitap, Lenin’in düşünceleri hakkında bir ilk kaynak. M.F.K.

REFİK HALİD: OKLARI KIRILMIŞ KİRPİ, N. Ahmet Özalp, Kapı Yayınları, 193 sayfa.

Baskı rejimi denen şeyin ne menem bir hâl yarattığı tüm çıplaklığıyla görebileceğimiz bir inceleme bu. İster N. Ahmet Özalp’ın yazdığı gibi sansürcü gizli bir el tarafından yapılan müdahaleler olsun, isterse yazarın kendi rızasıyla değiştirmek zorunda kaldığı metinler olsun, fark eden çok bir şey yok, ikisi de baskı sebebiyle düşüncenin önüne çekilen setlerin hür yaşamak üze­rinde nasıl kapanması zor yara­lar açtığına tartışmasız birer delil olu­yor. Refik Halid’in adının etra­fın­daki muhalif sıfatına dair de ipuç­larına rastlanabiliyor kitapta ama daha çok bir röntgen bu kitap, bas­kının, sansürün röntgeni. M.F.K.

KARŞILAŞTIRMALI SİYASET SANATI, Ruth Lane, çev. Zeynel Abidin Kılınç, Küre Yayınları, 199 sayfa.

Kabul edilmelidir ki siyaset teorisi ve felsefesi kadim zamanlara göre çok da fazla tartışılmamaktadır. Teori üzerine teori ya da teori karşıtı teoriler çağımızda neredeyse bütünüyle unutulmuştur. Karşı­laş­tırmalı Siyaset Sanatı, bir nevi teorileşme yolundaki siyasi düşün­ce­leri ve daha çok da pratik alandaki siyasetin felsefesini şümullu bir şekilde ortaya koyma gayreti için­de. Bu sınırsız sayıdaki teorileri parçacıklarının tutarsızlıkları, çe­lişkileri, ilişkileri ve neden-sonuç­ları yeni bir perspektifle değerlendiriliyor kitapta. Karşılaştırmalı Siyaset Sanatı, yeni bir disiplin olma yolunda ilerleyen “karşılaştırmalı siyaset”in en temel kitaplarından biri muhakkak. A.B.

SUNSET PARK, Paul Auster, çev. Seçkin Selvi, Can Yayınları, 275 sayfa.

Auster’den hiç de şaşırılmayacak bir Brooklyn öyküsü daha: Sunset Park. Miles Heller her ne kadar Florida’da yaşasa da, şartlar ve tabiki yazarın tercihi onu dönüp dolaştırıp Brooklyn’in o düğümü­ne atacaktır. Sebebini pek de kavrayamadığı bir aşk: Pilar. Ha bir de arkadaşlar. Büyük sorunlara küçük çözümler getirerek bir arada yaşama gayretinin insanları. Bir de şu geçmiş olmasa! Miles’ın her gün cedelleştiği sorunsal. Kişilerle, kişiliklerle, olaylarla, her şeyle “geçmiş”. Sevgiliden bile sakınılası geçmiş. Lanet olası geçmiş… Auster’in alışıldık çabuk romancılığı. Ya da fiction diyelim. Holywood tarzı klişeler ya da. Oyuncular farklı, senaryolar aynı. Auster kendini biraz yenilemeli bence. A.B.

MAHREMİN GÖÇÜ, Nilüfer Göle, söy. Ayşe Çavdar, Hayykitap, 240 sayfa.

Nilüfer Göle, İslam ve İslam’ın yaşamın içindeki konumu hakkında, cumhuriyetin fikir kalıpları arasında ezber bozan tespitler yapan; Avrupa ve İslam karşılaşmasını inceleyerek, geleceğin şe­killenmesinde İslam’ın üstleneceği rolü ve bunun anlamlarını tartı­şan kitaplarıyla haklı bir yetkinliğe erişmiş bir sosyolog. Paris EHESS Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmaya devam eden Göle, yayımladığı sosyoloji kitaplarıyla Avrupamerkezciliği tekrar tekrar tartışmaya açıyor. Nilüfer Göle’nin bu perspektifinin toplu bir değerlendirmesi olarak da okunabilecek bir nehir söyleşi Mahremin Göçü. M.F.K.

KAF VE RENGİ, Ahmet Murat, Profil Yayıncılık, 48 sayfa.

Ahmet Murat’ı ilk olarak çevirmen olarak tanımıştım, sonra sonra şiirleriyle yüzyüze geldim. Dergâh, Heves ve Fayrap dergilerinde son şiirlerini toparlayan Murat, bu şiirleriyle Kış Bilgisi ve Kaf ve Rengi kitaplarındaki şiirlerini aratmayacak yetkinlikteydi. Sade, güvenilir, korunaklı, alaycı ve dirençli şiirleriyle yeri doldurulmaz şairlerden biri olarak modern dünyanın hızına, kirine, pasına, hayırsız devinmesine karşı duruyor. Kaf ve Ren­gi’nin yeniden basılması şık oldu: “Biz ayrılalım: sen kuzeye git/Atımı seninle paylaşım eğer istersen/ Meyve al yanına biraz su ve kibrit/Bir şarkı için beklettiğimiz ka­nı,/Yıkadığımız sesi ama unutma” M.F.K.

UNUTULMUŞ DÜŞLER, Stefan Zweig, der. Ahmet Arpad, çev. Ahmet Arpad-Burhan Arpad, Everest Yayınları, 248 sayfa.

Üretkenlik açısından yazın dünyası devlerinden olan, Cemil Meriç’in çizdiği portrelerde daha usta oldu­ğunu belirttiği, üzücü bir şekilde ikinci dünya savaşı karamsarlığına boyun eğip intihar eden Stefan Zweig ülkemizde yeni çevrilen üç hikayesiyle sesinin yankısını bu defa bizden duyuyor. Zweig’ın de­taylarla uğraşmayan kolay tasvir gücü, tuhaflıkları önemseyen teces­süsle dünyayı yeniden keşfe çıkan kahramanlarına Kafka’ya nazaran daha iyimser bir rehberlik sunuyor. Çevirideki ustalıksa kitapta ilerlerken bana kekik tüten çayırda yürüdüğümdeki ferahlamayı du­yumsattı. H.Y.

DİN, Jacques Derrida-Gianni Vattimo, çev. D.Kundakçı-M. Emin Özcan, Dost Kitabevi Yayınları, 194 sayfa.

Hakkında herkesin konuşma ce­sareti gösterebildiği en bariz konu olan “din” üzerine modern felsefenin en çarpıcı isimlerinin bir sempozyum vasıtasıyla biraraya gelip bunu bir de kitaplaştırması, olağanın üstünde bir sonuç do­ğurması gerektiğini düşündü­rü­yor. Batı’da Tanrı’nın öldüğü bir zamanda hem de genelini dilcilerin oluşturuğu bir birliktelikte bu konuyu enine boyuna tartışmak, sanırım cesur filozofların işi olsa gerek. Derrida, Vattimo, Trias, Gargani, Vitiello, Ferraris ve Ga­damer cesaretle, kutsaldan sekü­lere geçen bir zamanda dini tartı­şıyorlar. Güç, güç olduğu kadar irdelenesi. A.B.

TEK PARTİ DÖNEMİNDE MUHALİF SESLER, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 304 sayfa.

Muhalefetin bildirileri, önerileri, istekleri, teklifleri hep daha kısıktır, ikinci plandadır. İktidar, muktedir olmak için elinden gelen her şeyi yaptığı gibi, elinden gelmeyenleri de toparlama çabası içerisin­dedir zaten; bir kısır döngü. Her halükârda muhalefetin sesi gün­celde hadi neyse de tarihte hep yok muhasebesinde olmuştur. Yıllar ilerledikçe zafer kazananların yazdığı tarihin içerisinde boğulur gider. Cemil Koçak, Tek Parti Dönemi’nde baskıyla alt edilen, geri plana itilen muha­liflerin izini sürüyor; ironik bir şekilde, iktidarın onları kontrol altında tutmak için hazıladığı notlar, tutanaklar, ifşalar aracılığıyla. Muhalefetin sesi iktidarın hafiye­liği sayesinde duyuluyor. M.F.K.

MODERNLİĞİN BEŞ YÜZÜ, Matei Calinescu, çev. Sabri Gürses, Küre Yayınları, 371 sayfa.

Kavramlar ve ilişkilerle modernliğin analizini yapan metin bulmak zordur Türkçe literatürde. Karşı­laştırmalı edebiyat profesörü Cali­nescu’nun kaleme aldığı Modern­liğin Beş Yüzü, bu bağlamda oldukça büyük bir boşluğu dolduran ve hatta kavram ve ilişki kirli­liğini ortadan kaldırmaya çalışan bir eser. Sıkça adları geçen “mo­dernizm”, “avangard”, “dekadans”, “kitsch” ve “postmodernizm” kav­ramlarını edebiyat merkezli felsefe bağlamında inceleyen kitap, son iki yüzyılın öne çıkan edebi­yatçılarını ele aldığı gibi konuyla ilgili geniş de bir kaynakça sunu­yor. Modernlik tartışmalarının merkezine oturacak bir başucu kitabı Modernliğin Beş Yüzü. A.B.

SANATÇININ BİR GENÇ ADAM OLARAK PORTRESİ, James Joyce, çev. Murat Belge, İletişim Yayınları, 295 sayfa.

“20. yüzyıl edebiyatında bir devrim yaratan ve edebiyatın yarınına damgasını vuran Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi”, cümlesiyle başlıyordu Joyce’un roma­nından bahsetmeye başlayan her dostum. Her biri buna yakın cümlelerdi işte, bilinç akışını kullanışıyla anlatımı vurmuş, bir yazarın -çaylak bir yazarın- psiko­lojisini su yüzeyinde dalgalı anlatı­mıyla da tekniği dönüştürmüş bir yapıt; Murat Belge çevirisiyle de birleşince harikulade bir eserle baş başa kalıyoruz. Ötesi akıntılar, dip dalgaları, rüzgârlar; kıyı yok. M.F.K.

DİNDAR BİR DOKTOR HANIM: AYŞE HÜMEYRA ÖKTEN, söy. Nevin Meriç, Timaş Yayınları, 280 sayfa.

1953 yılından beri Kızılay adına Medine’de doktorluk yapan, Medi­ne-Mekke-İstanbul çizgisinde gi­dip gelişler yapan, bu süre içeri­sinde sayısız alimle, devlet ada­mıyla dostluklar ve gönül bağı oluşturan Ökten, bütün bu hiz­metlerini ve gayretini dile getiri­yor, Nevin Meriç’in soruları saye­sinde. Özellikle Mehmed Zahid Kotku hakkında anlatılan hatıra­lar, incelikler, Kotku’nun hayatına dair önemli bilgiler içeriyor. Baba­nzade Ahmed Naim, Tahirü’l-Mev­levi, Mahir İz, Nurettin Topçu, Orhan Okay’a dair hatıralar ve Hümeyra Hanım’ın babası Celale­ddin Ök­ten’in İmam-Hatip Lisele­ri’nin kuruluşu aşamasındaki gayretlerinin anlatımı bu nehir söyleşi kitabına bir mim koymayı  gerektiriyor. M.F.K.

İBN SÎNÂ METAFİZİĞİ: KAYNAKLARI VE GELİŞİMİ, Robert Wisnovsky, çev. İbrahim Halil Üçer, Klasik Yayınları, 372 sayfa.

İbn Sînâ üzerine yapılan (olumsuz anlamıyla) “klasik” çalışmaların oldukça ötesine geçen bir çalışma İbn Sînâ Metafiziği. Yayımlandığı yıldan itibaren (2003) dünya ça­pında kabul görmüş ve İbn Sînâ çalışmalarını olağanın ötesine yani sisteme öncü bulmanın ötesine geçen eserin temel düşüncesi İbn Sînâ’nın, kendinden önce oluşan felsefi yapıları kendi sistemati­ğinde yeni bir boyuta taşıdığı ve tartıştığını göstermektir. Bu bağ­lamda İbn Sînâ’nın kaynakları ve bu kaynakların İbn Sînâcı sentezlerini inceleyen ve modern İbn Sînâ çalışmaları arasında önemli bir yeri olan kitabın tercüme edili­şi, felsefi çıtanın yükseldiğine en bariz örnek. A.B.

TARİHİN SONU VE SON İNSAN, Francis Fukuyama, çev. Zülfü Dicleli, Profil Yayıncılık, 525 sayfa.

1992’de ortaya attığı “Tarihin Sonu” teziyle dünya çapında bir tartışma yaratan Fukuyama’nın eseri Türk­çeye bir farklı yayında daha çevrildi. Ancak bu çevirinin özelliği yeni­den gözden geçirilmiş oluşu ve son ilaveleri. Liberalizm ve demokrasi­nin gündeme her geçen gün daha çok oturuşu, bu bağlamda Tarihin Sonu ve Son İnsan’ı bir anda son dönemin en önemli kitabı haline getiriyor. Siyasal eleştiriler, bilimsel ilerleme, ahlak ve etiğin sınırları, savaş, savaş etiği, demokrasi ve nihayet liberalizm. Kitabın açımladığı konu çok, tartıştığı konu tek: Tarihin sonuna mı geldik? A.B.

GEÇİT, Âlim Kahraman, Kapı Yayınları, 127 sayfa.

“Araştırmacı’nın kitap için yazdığı önsöz”le açılıyor kitap, güzel olan şu ki bu “önsöz” de bir öykü. Araya giren bir “araştırmacı” bize bir takım uyarılarda bulunuyor, akıl veriyor, ilk adımda tökezletiyor bir bakıma. Sade ve ağır bir kapı olmuş bu giriş hakikaten, sonrasındaki öyküler de bir o kadar sarsıcı ve aslında şu öneriyle birlikte sallantıda da: “Kitabın gerçek okuyucuları; onlardan her biri, aynı zamanda onun sahibi de olacaktır. Her türlü itirazı yapma, istediği yerini istediği gibi değiştirme, isterse kendine ait yeni bölümler ekleme, bir başka üslupla, hakim olduğu farklı bir anlatım tekniğiyle ve kendi kelime kullanma zevkiyle onu yeniden yazma hakkının sahibi olacaktır.” M.F.K.

GECE ANA, Kurt Vonnegut, çev. Ekin Uşşaklı, A.P.R.I.L. Yayıncılık, 259 sayfa.

Önsözünde “Kıssadan hisse hesa­bı, neyi anlatmak istediğini bildi­ğim, ahlak anlayışımı olduğu gibi yansıtan tek öyküm budur” dediği Gece Ana, Kurt Vonnegut’un ü­çüncü romanı. Gece Ana, İkinci Dünya Savaşı’nı bizzat yaşadığı için, savaşı en iyi bilen yazarlardan biri olduğu şüphe götürmeyen Vonnegut’un neredeyse otobiyografik sayılabilecek, o günlere dair önemli ipuçları barındıran, etkileyici bir roman. M.S.Y.

DENİZLERDE YENİLMEDİLER: CİHAN HARBİ’NDE ALMAN BAHRİYELİLER, Eşref Bengi Özbilen, TİB Kültür Yayınları, 138 sayfa.

Almanya’nın yanında Cihan Har­bi’ne girmemiz sebebiyle, Alman askerleri nerdeyse her cephedeydiler, Çanakkale’den Fırat’a. Al­man bahriyelileri bir yerden sonra artık “Alman kardeş” oluverdiler, devinip durdu savaşın siyah anları üzerlerinde. Mezarları olmayanlar, haber alınmayanlar, yitip gidenler. Her türlü yok oluş şekline tanıklık edildi bu süreçlerde. Denizlerde Yenilmediler, o çetin zamanlara selam gönderen bir hatırat. M.F.K.

ERKEN MODERN OSMANLILAR: İMPARATORLUĞUN YENİDEN YAZIMI, haz. V.H. Aksan-D. Goffman, çev. Onur Güneş Ayas, Timaş Yayınları, 480 sayfa.

Fısıltılarla yükselen “gerçek” Os­manlı araştırmalarının bir yansı­ma­sı daha Türkçede. Yıllardır Amerika ve Türkiye merkezli devam eden çalışmalar bütünlüğü, eskisine nazaran çok daha fazla eser sunuyor önümüze. Yalanlar ve entrikalardan ziyade gerçeğe yönelen ve daha da önemlisi içinde bir “iyi niyet” taşıyan bu araştırmalardan biri olan Erken Modern Osmanlılar, Edhem Eldem, Baki Tezcan, P. Brummett, V. Aksan ve D. Goffman gibi Osmanlı üzerine otorite yazarların makalelerinden oluşuyor ve altbaşlığını kesinlikle hakediyor. Erken Modern Osman­lılar, imparatorluğun “gerçeklerle” yeniden yazımı. A.B.

DAĞIN ARDINA BAKMAK, Bejan Matur, Timaş Yayınları, 256 sayfa.

“Kanayan yara”, “düşük yoğunluklu savaş”, “operasyon”, “bölge”, “terörist”… Bu kelimelerle örülen dikenli teller arasında gözleri gör­meye, gözgöze gelmeye çalışıyoruz, onlarca yıldır. Kitabın adı tam isabet bunu anlatmada, dağın ardına bakmayı bekliyoruz yıllardır. Gör­meyi. PKK’ya katılıp ayrılan, Avrupa örgütlenmesine katılan, hali hazırda dağda olanlarla görüşmelerini aktarıyor Bejan Matur. Neyin ne olduğu, senin ona neye bakar gibi baktığınla anlam kazanıyor, insan düzeyinde olduğumuz anlamını ka­zanmamız gerekiyor evvelen. Anne­lerin, çocukların hikâyeleri karışı­yorsa bir mesele, o mesel bir yerin­den “söyletir” sizi. Söyleyin, ne gö­rüyorsunuz dağın ardında? M.F.K.

MUKADDEMÂT: FUSÛSU’L-HİKEM’E GİRİŞ, Dâvûd el-Kayserî, çev. T. Koç-M. Çetinkaya, İnsan Yayınları, 119 sayfa.

“Dâvûd el-Kayserî’nin, Fusûsu’l-Hikem’e yazdığı şerhin “Giriş” kısmını oluşturan Mukaddemât, başlı başına ölümsüz bir eserdir. Kayse­rî’nin Fusûs Şerhi, özellikle bu “Giriş” kısmı ile, başta İbn Arabî’­nin öğretileri olmak üzre, İslam tefekkürünün doruklarına nüfuz etme konusunda da vazgeçilmez bir giriş mahiyetindedir. Vahiy medeniyetinin son büyük açılımı olan Osmanlı medeniyetinin temsil edici şahsiyetlerinden biri olan Kayserî tarafından kaleme alınan bu eser, düşünce alanındaki terkip edici güç ve derinliğiyle bize fizik­ötesinin kapılarını aralayan bir şaheser hüviyetindedir.”

TARİHİN ADLARI: BİLGİ POETİKASI ALANINDA BİR DENEME, Jacques Ranciére, çev. Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, 139 sayfa.

“Tarih yazmanın” hangi işlemler uygulamak anlamına geldiği, ta­rih­çiler, tarih felsefecileri ve sosyal bilimciler arasında uzun uzun tartışıldı. Buna karşılık, kültür tarihçisi ve filozof Jacques Ran­ciére tarihçilerin söylemini başka açılardan mercek altına alıyor: Jules Michelet, Fernand Braudel ve Annales okulu mensupları ile E. P. Thompson gibi tarihçilerin üslup ve anlatım tekniklerini siyaset ve bilim felsefeleri açısından inceliyor; tarihçiliğin dil ve edebiyatla ilişkisini sorguluyor. (Arka kapaktan).

ROMANTİK MUAMMA, Besim F. Dellaloğlu, Ayrıntı Yayınları, 147 sayfa.

Yaşamın estetikleştirilmesi yahut metalaştırılması iki dünyagörüşü­nün temel farkını ortaya koyar: Romantizm ve modernizm. Roman­tikler, bu amacı bir özgürlük olarak görürken modernistler “daha iyi” için “daha yıkıcı” olurlar. Sanat için yıkım idea’dan, idealden, ütop­yadan uzaklaşmaktır. Romantik Muamma, Türkiye’de felsefe tarihinden öteye geçip felsefe yapma sahasına giren nadir eserlerden biri. Modernlikten romantizme kaçışı felsefi olarak temellendiren yazar, geniş perspektifi ve yüksek tuttuğu felsefe çıtasıyla moder­nizme karşı basit değil oldukça sağlam bir duruş sergiliyor. A.B.

YENİ PARADİGMAYI OLUŞTURMAK, Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Yay., 371 sayfa.

Paradigmanın İflası’nı yazdıktan sonra, ödeyebileceği tüm bedeller teker teker ödetildi Başkaya’ya. O kitabın zekatı verildi böylece, sıra bu iflastan sonra neyin nereye oturacağını düşünmekte, geleceğin şarkısını söylemekteydi. Buna bir katkı da Başkaya’dan geldi: Yeni Paradigmayı Oluştur­mak’ta çöken bir projenin ardından neler yapılması gerektiği, yeni paradigmanın kuruluş aşımalarında tu­tulacak yolun elzem durakları, yöntemler, sorunlar, sorular tartı­şılı­yor. Bir çözüm önerisi Fikret Baş­kaya’nın yaptığı. M.F.K.

BÜYÜK BALIK, Daniel Wallace, çev. Begüm Kovulmaz, Yapı Kredi Yayınları, 149 sayfa.

Ölüm döşeğinde olan babası Ed­ward Bloom’dan yığınla öğreneceği şeyin olduğunu fark eden William, daha fazla vakit kaybetmeden bu son şansı değerlendirmeye koyulur. Babasının derdi hiç de öyle nasihat vermek, hayattan dersler çıkarmak filan değildir; aksine kendisini “olduğu gibi” anlatır. Olduğu gibi dediğimizden olağan olduğu anlaşılmasın, bizzat sıra­dışı hadiselerle örülü bir hayatı anlatır. Edward Bloom… Anlata­cak birçok şeyi olan bu adamın hayatından birkaç fragman. Ha bir de babasının ölümü var tabi. Nasıl olduğu pek anlaşılamayan. Anlaşı­labilen bir şey varsa o da sayın Bloom’un, William için artık bir mite dönüştüğü. Çok dokunaklı, çok eğlenceli, çok güzel. A.B.

KIYIDAN UZAKTA, F. Scott Fitzgerald, çev. Nazire Ersöz, Kavis Kitap, 70 sayfa.

Çağdaş Amerikan edebiyatının ku­rucularından olan Fitzgerald, öy­küleriyle yaşadığı dönemin gençli­ğini yansıtmakla onlar üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Basit bir kurgu ve açık bir dille yazılan Kıyıdan Uzakta’da zengin, şıma­rık, bencil, etrafındaki ilgiden sı­kılmış, baş döndürücü güzellikte bir genç kız Ardita ile genç, yakı­şıklı, eğetimli bir asker olan Toby’nin hikayesi anlatılmaktadır. Toby, Ardita ile evlenmek istemektedir ancak oldukça zor bir kız olan Ardita’yı kandırmak o kadar da kolay olmayacaktır. Z.Ş.S.

MÜFREDAT.05

KASIM-ARALIK 2010 KİTAPLIĞI

TÜRK ŞİİRİNDE TAŞRA, Selim Temo, Agora Kitaplığı, 426 sayfa.

Selim Temo’nun 2009’da tamamla­dığı doktora tezinin kitap hâlinde okura sunulmuş şekli Türk Şiirin­de Taşra. 1859’dan 1959’a kadar ge­çen bir asırlık süre zarfına odak­lanan kitapta, Türk şiirinin taşrayı ne kadar ve nasıl gündemine aldığı tartışılıyor. Taşraya dair bakış açı­ları, onu yansıtma şekillerinin zi­hinlere getirdiği çağrışımlar, şair­lerin merkezle ilişkileri babında, rahatsızlık yaratan merkez-çevre ilişkilerine, egemenlerin tavırla­rında şairlerin yazdıklarının katkı­ları gibi konular aydınlanmasında katkı yaptığı ‘karanlıklar.’ Bir başka tarafından siyaset okuması bir nevi. M.F.K.

KÜRT ROMANI OKUMA KILAVUZU, Abidin Parıltı-Özlem Galip, Sel Yayıncılık, 302 sayfa.

Bir okuma kılavuzu olmasından önce Kürtçenin varlığı yokluğu gibi nihayet yavaş yavaş aşılabilen bir meseleyi ispata yönelik bir duruşu da var biinçaltlarında bu gibi kitap­ların. Kürtçe yok hükmünde “sayı­lırken” onun romanın olması zaten hayret verici bir vakıa kabul edilir; “Kürt romanı var mı?” sorusu, bir şeyin varolduğunu kabulden sonra onun nasıllığı üzerine bir tartış­manın içerisinde yer alan bir soru olsaydı, olabilseydi, Türkiye’nin bugünlerde harıl harıl konuştuğu sorunlar ortada olmayacaktı. Net ifadeler kullanıyorum çünkü yok hükmünde sayılmak, gözden kaçı­rılmak, gözlerin senden kaçırılması acı verir, dillere. M.F.K.

KURMACA NASIL İŞLER?, James Wood, çev. Ekin Bodur, Ayrıntı Yayınları, 160 sayfa.

“Serbest dolaylı anlatım” adını verdiği anlatım tarzını merkeze alan Wood, klasiklerle çağdaş romanlar arasındaki anlatım fark­lılıklarını dil, karakter, detay, diyalog, anlatım başlıkları etrafın­da tartışarak, edebiyat kurgusu­nun yeni hallerine açıklık getiri­yor. Bu anlatımda Flaubert’i öne çıkararak, bunun üstadının o olduğunu işaret ediyor; bunu yaparken oldukça geniş bir yelpazeden örnekler sunuyor okuyucuya: Dostoyevski’den Sarama­go’ya, Joyce’tan Woolf’a, Cervan­tes’ten Ian McEwan’a sıçramalarla ışıldatıyor edebiyat kuramını. M.F.K.

KOZMOS’TAKİ TEK HAKİKAT, Willian Chittick, çev. Ömer Çolakoğlu, Sufi Kitap, 192 sayfa.

Seyyid Hüseyn Nasr’ın doktora öğrencisi olan William C. Chittick, Muhyiddin İbn Arabî ve Mevlânâ Celaleddin Rumî gibi önemli mutasavvıfların eserlerini İngiliz­ceye çevirmiş ve Tasavvufla İslam Felsefesi üzerine araştırmalar yap­mış ve hâlâ da yapmaktadır. Kozmos’taki Tek Hakikat’te irfan geleneğini Batı’ya tanıtan Chittick, geleneksel İslam düşüncesinin yeniden canlandırılmasını iste­mektedir. Buna göre düşünür, modern zamanda felsefe ve tasav­vufun 13. yüzyıldan itibaren örtü­şen yapısını yeniden gün yüzüne çıkarmayı ve “kaybolan miras” olmaktan kurtarmayı hedeflemek­tedir. Z.Ş.S.

KOZA, Hatice Kesgin, Timaş Yayınları, 200 sayfa.

Firdevsî’nin müellifi olduğu Davet­name’nin baş kahraman olduğu bir roman Koza. Adem’in Davetname üzerine tez hazırlamasıyla başla­yan, hayalleri, rüyayı, kalbe ayan olanları, gerçeği, modern hayatı, geleneği, masalları birbirine dola­yan bir kurguyla ilerken Davet­name’nin metne sızdığını hissedi­yoruz. Davetname’nin ilham ettiği dille, modern dilin takatsiz hâli arasında yer yer geçiş sıkıntıları görülüyorsa da Hatice Kesgin’in ilk eseri olarak övgüye değer bir roman Koza. Kesgin’in üslubunun bir sonraki eserinde soluk alıp veriş şeklini merak ediyorum şimdiden. M.F.K.

ŞEMSİYE TAMİRCİSİ, Işık Yanar, Şule Yayınları, 174 sayfa.

Şemsiye Tamircisi, Işık Yanar’ın Dört Âdem’den sonra yayınlanan ikinci romanı. Yazar bizi bu roma­nında, bir ailenin imkansız düşler etrafında dönen trajedisine ortak ediyor. Mesih’i görme hayaliyle yaşayan bir baba, devamlı olarak İstanbul’dan bir sahil kasabasına sürüklenen hayatını düşünerek yaşayan bir anne, kasabadan kurtulma planları yapan bir kız ve büyük bir bilardocu olma rüyasın­daki bir oğlun iki gününe Şemsiye Tamircisi’yle, çok da uzağında olmadığımız bir atmosfer içinde dahil oluyoruz. Z.G.O.

SERBEST DÜŞÜŞ, Juli Zeh, çev. Sevinç Altınçekiç, Metis Yayınları, 288 sayfa.

Kartallar ve Melekler ile Oyun Dürtüsü’nden tanıdığımız Juli Zeh, bu sefer yine farklı bir kurgu ile, Serbest Düşüş’le karşımızda. Müzikal bir dille ele aldığı bu felsefi nitelikte diyebileceğimiz romanda Zeh, iki fizikçi ve bir dedektifle felsefi sorulara polisiye kurguyla yanıt veriyor. Kitap, konusu, kurgusu, polisiye tadı ve aşk ile iç içe geçmiş yapısıyla ve Zeh’in kendine has sert ve keskin cümleleriyle oldukça girift. Z.Ş.S.

TAMAMLANMAMIŞ İSLAM YAZILARI, Esat Arslan, Kapı Yayınları, 422 sayfa.

“Evet, Kur’an, baştan sona politik bir kitaptır” cümlesi kitabın mer­kezini oluşturuyor. Felsefe, fıkıh, usûl, gelenek, siyaset mese­lelerinde Türkiye’deki sığ tartış­maların, bilmeden konuşmaların haricinde nihayet ciddi bir eleştiri bütünüyle karşı karşıyayız. Gün­cel konulara dair, temel kaynak­lara işaretler göndererek konuları eleştiriye açan Arslan özellikle İslam ve sol ilişkisi hakkındaki, İslam’da kadına bakış konuların­daki yazılarıyla dikkat çekiyor. Bütün bu irdelemelerin disiplinlerüstü bir zeminde ve sadece kendi fikrini söylemeyi vâdeder şekilde yapılıyor olma­sıysa kitabın kıymetini bir kat daha arttırıyor. M.F.K.

KARTAL KOLTUĞU, Carlos Fuentes, çev. Zeynep Önel, Can Yayınları, 416 sayfa.

Kartal Koltuğu, geleceğin Meksi­ka’­sında, Amerika’yla çıkan husu­met sonucu uydu bağlantılarını yitiren ve bu yüzden bütün haber­leşmesini mektuplar ile yürüten ülkenin, yaklaşan seçimler ile ala­kalı siyasi ilişkilerini anlatan bir kitap. Yazık­tır ki yıl kaç olursa olsun siyaset hep aynı temeller üstüne kurulu­yor. Adam kayırma­lar, makam ya­rışları, güç savaşları, yolsuzluklar, türlü yalakalıklar, tükenmeyen hırslar… Hepsi tarih içinde sonsuz bir kısırlıkla sürüp gitmiş, sürüp gidecek. Toplamda 70 mektuptan oluşan bu kitabın en önemli yanı, kaynak olarak Meksi­ka’yı seçse de hemen hiçbir ülkede yapı­lamayan, var olmayan temiz siya­seti gözler önüne sermesidir. Z.G.O.

KARPUZ KABUĞU DENİZE DÜŞÜNCE, Seçil Büker, Kırmızı Kedi Yayınları, 221 sayfa.

“Gımıldak”tan neler yapılabileceği­nin bir gösterimsel meydan oku­ması olan “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” adlı filmiyle Ahmet Uluçay, delilik ile sinema arzusunun sınırlarının ne kadar ince olduğunu aklımıza kazımıştı. Bu tutkun yönetmen üzerine şu ana kadarki en derinlikli çalışma olan Karpuz Kabuğu Denize Düşünce, Uluçay’ın “köylük” yaşamında çektiği sıkıntılardan film dünyasında verdiği savaşa kadar kapsamlı bir Ahmet Uluçay okuması sunuyor. Seçil Büker, ölümünün yıldönümünde çok kıymetli bir yâd sunuyor bize. A.B.

HOCA: TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA “DAVUTOĞLU ETKİSİ”, Gürkan Zengin, İnkılâp Kitabevi, 488 sayfa.

AKP iktidara geldiğinden itibaren Türkiye’nin dış ilişkilerinde, diplo­masisinde, uluslararası manevra­larında teorik anlamda ve bilfiil izleri bulunan Davutoğlu, Dışişleri Bakanı görevini üstlendiğinden sonra hariciyede “stratejik derinlik” teorilerini bir bir uygulamaya geçirerek ülkenin dış politikasını Cumhuriyet dönemindeki en “stratejik” haline kavuşturmasıyla hem övgülere hem eleştirilere maruz kalıyor. Hoca, bu stratejinin tarihini 1 Mart tezkeresi gibi kırılma noktalarını özellikle işaret­leyerek ve birebir Davutoğlu üze­rinden işliyor, yerli yerinde bir özet sunuyor okuyucuya. M.F.K.

KALBE DÖNÜŞ: KUTSAL BİLGELİĞİN İZİNDE, der. Whitall N. Perry, çev. M. Küçükoğlu-C. Atabaş, Kurtuba Kitap, 304 sayfa.

Kutsal bilgelik söyleminden de anlaşılacağı üzere Gelenekselci bir yaklaşımla birçok fragmanı konu­larına göre derlenen kitap, aslında W.N. Perry’nin aynı isimli ansiklo­pedik eserinden  konuları­na göre bir seçki. Gelenekselcilikte öne çıkan kavramlarda İbn Sina’dan Guénon’a, Bhagavat-Gita’dan Her­mes’e, Shakes­peare’den Dante’ye, İncil’den Kur’an’a kadar çok geniş kapsamlı bir seçki gerçekten. An­cak yayın­evinin takdiminden anla­dığımız kadarıyla eksik görü­len yerlerde birtakım eklemeler yapıl­mış. Kanaatimce eklemelerin belir­tilmemesi/belirsizliği büyük bir sorun. A.B.

FLORANSA GÜNLÜĞÜ, Rainer Maria Rilke, çev. Kâmuran Şipal, Cem Yayınevi, 168 sayfa.

1898 Nisanında Rilke, sevgilisi Lou Andreas Salomé’un  isteği ve yönlendirmesi üzerine Floransa’ya gitti. Burada hemen her heykeli, tabloyu, sanat değeri taşıyan eserleri inceleme fırsatı buldu. Floransa Günlüğü, Rilke’nin bu izlenimlerini, gözlemlerini ve hislerini Lou’ya aktarmak üzere tuttuğu günlüğünden oluşuyor. Z.G.O.

HÂNEBERDUŞ, Enis Batur, Sel Yayıncılık, 126 sayfa.

Enis Batur’un özel ansiklopedisi takip edenlerin pişman olmaya­cakları bir seri. Bir yazarın kendi keyfinin kahyası olarak hazırladığı seriler onun kendi anlattığı sıkıcı, zevksiz, seviyesiz bir günlük sevi­yesine düşmediğindeyse apayrı bir tada sahip oluyor. Bu özel ansiklopedi Kediler Krallara Bakabilir ile başlamıştı vaktiyle, eskisine nazaran aynı coşkunlukla seyret­mese de ciltler yayımlanmaya de­vam ediyor, kimi kalın kimi ince. Bu sekizinci cilt ince bir katkı olmuş ansiklopediye, biraz da rahat, dağınık, kitabın adının söy­lediği gibi avare. Uykudan uyan­manın ertesindeki mahmurluk gibi, sisli biraz, biraz berduş. M.F.K.

GÜZELİN METAFİZİĞİ: SANATTA VE EDEBİYATTA GÜZELİN SIRLARI, Arthur Schopenhauer, çev. Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, 120 sayfa.

Say tarafından toplu eserlerinin altıncısı olarak yayımlanan Güze­lin Metafiziği, Schopen­hauer fel­sefesinin tamamlayıcı eserlerinden biridir kuşkusuz. Filozof, idea­lizmini kitapta bahsi geçen konu­lara nasıl yansıttığını oldukça çetin ceviz bir üslupla anlatmakta. Sanat ve sanat eseri, ideaların kavranmasında yardımcı olması bakımından müspettir ona göre. Daha da önemlisi, Schopen­hauer’in kitapta irade, bilinç ve estetik ilişkisini güzelin algılan­masında iradenin yavaş yavaş yok olarak hazzı oluşturduğunu iddia etmesi. İradenin yok oluşu ve hayatın büyük bir kukla gösteri­sine dönüşü. A.B.

YAZARIN KURAMI: ESERİMİ NASIL YAZDIM?, der. İshak Reyna, İletişim Yayınları, 368 sayfa.

Derlemeler bir ansiklopedi madde­sinin genişletilmiş hali gibidir, belli bir konu başlığında ulaşılabilen bütün kaynakları bir arada bulmak mümkündür, derlemeyi hazırlaya­nın titizliğiyle doğru orantıda olarak elbette. İshak Reyna’nın ince bir işi olarak ortada duran Yazarın Kura­mı kitabı, dünya edebiyatından ve çağdaş Türkçe edebiyattan isabetli yazar seçimleri ve metin tercihle­riyle, her yazarın kendi eserlerinden birini nasıl yazdığı sorusuna sıkı bir cevap teşkil ediyor. Aşinası olduğu­muz Balzac, Dostoyevski, Maya­kovski gibi yazarların yanı sıra, Yourcear, Kenzaburo Oe, Fuentes gibi erbabının bildiği yazarları da öne çıkarıyor bu kitap. Türkçe edebiyattaysa Ahmet Mithat’ın harikulade yazısından Hasan Ali Toptaş’a uzanan bir çizgiyi takip ediyor. M.F.K.

ÖNCESİ VE SONRASIYLA TEK PARTİ DEVRİ, Mustafa Armağan, Timaş Yayınları, 269 sayfa.

Biz her ne kadar Mustafa Arma­ğan’ın felsefe ve şehirler üzerine olan kitaplarını üstte tutuyorsak da, Armağan’ın tarih alanındaki dobra yolculuğu devam ediyor. “Küller Altında Yakın Tarih” seri­sinin altıncısı olan kitap, 50’deki demoktatik devrime kadar sadece bir süreç değil aynı zamanda bir zihniyet kemikleşmesi gerçekleş­tiren tek parti dönemini enine boyuna ve bilhassa ilk kez yayınan tarihî belgelerle irdeliyor. A.B.

HAMZA, Ömer Faruk Dönmez, İz Yayıncılık, 224 sayfa.

Hamza’nın dile getirdikleri Türki­ye’de müslümanların ahvaline yö­nelik birçok müslümanın içinden geçen düşünceler aslında. Bölüne bölüne yok kıvamına gelmiş, kır­pılmış cemaatler, etkinliğinin far­kında olmayan birliktelikler, boşu­na kürek çekmeler karşısında çö­züm önerileri sunan biri Hamza, güzel yanıysa bu yorumlarını ra­hat ve kasmadan yapması. Bir yandan üniversiteye hazırlanırken diğer yandan da “ümmet meseleleri”ni dert ediniyor Hamza. Modern hayata kafa tutuyor, teslim oluyor, yeniliyor, yeniyor ama işte mühim olan şu: Onunla aynı safta durmuyor. M.F.K.

TANRI OLMAK İSTEYEN OTOBÜS ŞOFÖRÜ, Etgar Keret, çev. Avi Pardo, Siren Yayınları, 152 sayfa.

Üzerinde hassasiyetle çalışılmış bir eserdense, kuralları olmayan, aksak bir dille yazılmış eserler Keret için çok daha cazip. O, haya­tın düzen içinde devam etmediğine ve kafamızdaki kuralların hayatta çok da bir işlevi olmadığına ina­nanlardan. Yani yaşamın kendisi­nin, onu algılayış biçimimizle ör­tüşmediğine… Bu kitabı da işte bu minvalde yazmış Keret. Hastalık derecesinde takıntılı bir otobüs şo­förünün, otobüse geç kalan yolcu­lara kapıyı açmaması, Alman malı bir ayakkabı giyen Yahudi çocu­ğun kendiyle etik mücadelesi gibi farklı ve ilginç konuları kendine has üslubuyla dillendirmiş. Z.G.O.

DELİ GÖMLEĞİ, Güray Süngü, Hece Yayınları, 152 sayfa.

Daha önce Pencereden, Dördüncü Tekil Şahıs ve Düş Kesiği adlı romanlarıyla ismini duyduğumuz Güray Süngü, bu kez birbirinden garip kurgularıyla dikkat çeken on iki öyküsünü topladığı Deli Göm­leği ile karşımızda. Her şeyden önce belirtilmesi gerekir ki Güray Süngü, iyi bir şekilde kavradığı ve hazmettiği çağdaş dönemin roman anlayışını öykülerine de yansıtmış fazlasıyla. Klasiğin dışında bir kurgu, sona doğru okuyucuyu hazırlama ve son birkaç cümleyle okuyucuyu sarsma özelliklerinin tümünü barındırıyor, hem de oldukça başarılı biçimde. Başarılı ve farklı. Deli Gömleği, romansal kurgularını ince ince işlediği öyküleriyle 2010’da çıkan en iyi öykü kitaplarından. Aynı konular, bundan daha ötede bir şekilde işlenemez sanırım. A.B.

DÜELLO: BÜTÜN ÖYKÜLER, Heinrch von Kleist, çev. İris Kantemir, TİB Kültür Yayınları, 240 sayfa.

Alman edebiyatı denince mutlaka kendisinden bahsedilmesi gereken en önemli yazarlardan biri Heinrich von Kleist. Yazar, bilgi ve aklı önemserken, onu duyguya çeken, ve akla duyduğu kuşkudan duyguya duy­duğu güvene yönelten en büyük etmen Kant okumaları olmuştur. Bu bağlamda Kleist’ın şiirleri, tiyat­ro oyunları ve Düello başlığı altın­da yayınlanan bütün öyküleri, te­meli duygu ve bilginin oluştur­duğu zıtlıktan beslenmiş ve bu temel üzere gelişmiştir. Z.G.O.

ÜÇ ÖRNEK ÖYKÜ VE BİR ÖNSÖZ, Miguel de Unamuno, çev. Yıldız Ersoy Canpolat, TİB Kültür Yayınları, 117 sayfa.

Unamuno, şüphesiz yazılarında en rahat üslubu görebileceğimiz ya­zarların başında gelir. Çevre ve olay tasavvurlarını yakıp yıkan üslubunu, her kitabında ince ince işler okuyucunun gönlüne. Olaylar üstüste tiyatro gibi gelir ancak trajedinin yoğunluğu ve (tabi ki) Unamuno’nun varoluşçu  kişiyi katar sürüp giden hikâyeye. Evet, Sis gibi, Tula Teyze gibi, Abel Sánchez gibi üç yeni öykü daha. Dört ya da. Çünkü önsöz de aslında bir öykü. Unamuno’nun yazarlığının öyküsü. Dördü de güzel, ama en güzeli son öykü “Tam Bir Erkek”. Yaşayabileceğiniz tüm varoluşçu duyguları barın­dıran inanılmaz bir gerilim. A.B.

CUMHURİYETİN VİTRİN ŞEHRİ, Önder Kaya, Küre Yayınları, 200 sayfa.

Önder Kaya’nın “Üç Devirde İstanbul” serisinin bu son kitabı olan Cumhuriyetin Vitrin Şehri, şehir tarihi ve kültürünü muazzam bir harmanlamayla sunan yazarın ustalığına son halkayı da eklemiş oluyor. Konstantin’in Kut­sanmış Şehri ve Fatih’in Müj­delenen Şehri kitaplarından son­ra gelen Cumhuriyetin Vitrin Şehri, İstanbul’un dünüyle bugü­nünü birbirine bağlayan, aradaki kopuk­lukları, kopmaları, irtibat ve irti­batsızlıklıkları, kültür, şehir mi­marisi, tarih ve nihayet siyaset pencerelerinden yorumlayan, tar­tışmaya açan, hem merkezde hem de mânâ olarak gözden çıkarılmış kadim bir şehrin kitabı. M.F.K.

DAĞLARIN KAYIP ANAHTARI: DERSİM 1938 ANLATILARI, Cemal Taş, çev. Emirali Yağan, İletişim Yayınları, 318 sayfa.

Dağların Kayıp Anahtarı, Cemal Taş’ın Dersim katliamını yaşamış kişilerle yaptığı on iki söyleşiden oluşuyor. Dersim’de yaşananları içerden dinleme şansı bulduğumuz kitapta, anlatı-tarihe yönelik en çarpıcı metinleri bulduğumuz gibi, acıyı, hüznü, kardeş kavgalarını, devlet ile ilişkileri, hainlikleri, çıkarcılıkları da tam ortasından kavrıyoruz. Dersim… Bir insanlık dramı. Devlet aşiretlerden birini seçer ve birbirine kırdırır herkesi. Geriye ne köy ne kasaba kalmış, Dersim’de bir katliam yaşanmıştır. Başrolde devlet, yan karakterler aşiret yani insan çekişmeleri vardır. A.B.

BRİTANYA EDEBİYATINDAN ÖYKÜLER, Lale Akalın-Esra Melikoğlu, Notos Kitap Yayınevi, 335 sayfa.

Akalın ve Melikoğlu’nun, üzerinde titizlikle çalışarak ortaya çıkardık­ları Britanya Edebiyatın­dan Öykü­ler isimli derleme, son aylarda yayımlanan kitaplar arasında en dikkat çekici kitaplardan biri. Bu derlemenin, örnekleriyle kıyaslan­dığında daha fazla önemli bir yer edinmesine sebep olan iki özelliği var. Bunlardan ilki, derleme için se­çilmiş öykü yazarlarının çok önemli isimler olması; Virginia Woolf, D. H. Lawrence, Frank O’Connor ve Ian McEwan bunlardan sadece bir kaçı, ve diğeri, derlemenin oluşturul­ma­sında izlenilen kronolojiyle birlikte sergilenen biçemsel çeşitlilik.  Z.G.O.

BİR DÜŞ İÇİN AĞIT, Hubert Selby Jr., çev. Can Kantarcı, Ayrıntı Yayınları, 272 sayfa.

Brooklyn’e Son Çıkış’ın yazarı Hubert Selby Jr.’ın şu sıralar “Si­yah Kuğu”sunu tek nefeste izle­diğimiz Darren Aranofsky tarafın­dan sinemaya karanlıkta vücuda değen soğuk insan parçası kadar ürpertici surette uyarlanmış roma­nı dört kişinin bağımlılıklarını ve bağımlılıklarının geleceğe dair düşlerindeki saklı gerçeği-kaybe­denler olduklarını, bu düşlerin onları nasıl köleleştirip bedel öde­yinceye kadar göstere göstere ama hissettirmeden kendi mezarlarını kazdırdığını anlatıyor. Yazarın Amerikan rüyasındaki tüketim fabrikasının en ucuz hammadde­sini insan olarak gördüğü ise su götürmez. H.Y.

80’LERDE ÇOCUK OLMAK, haz. Kadir Aydemir, Yitik Ülke Yayınları, 344 sayfa.

Yitik Ülke Yayınları, geçtiğimiz aylarda birçoğumuzun tanıklık ettiği 80’li yıllarda geçen gerçek öykülerin yer aldığı bir derleme yayınladı. 89 yazar ve sanatçının çocukluklarını, hayatlarında izler bırakan anılarını, darbe sonucu değişen hayatlarını tüm çıplaklı­ğıyla paylaştıkları 80’lerde Çocuk Olmak, okuyucusunu kimi za­man üzüyor, kimi zaman da o anların içine hapsediyor. Z.G.O.

MÜFREDAT.04

TEMMUZ-EKİM 2010 KİTAPLIĞI

YANKISININ PEŞİNDE, Kâmil Yeşil, Profil Yayıncılık, 176 sayfa.

Kâmil Yeşil’in hikâyeleri sade meselelerden oluşuyor. Bu hikâye kitabından önceki Ankebût, Balın Tuzu Eksik, Kayıp Dilin Öyküleri, Tamir Görmüş Aşk ve Özet Yaşamaklar kitaplarındaki üslubunu, Yankısının Peşinde’de devam ettiriyor. Kitap kırk üç hikâyeden oluşarak bir hikâye kitabı için fazla bir kalınlığa erişmiş. “5 YTL”, “Long Vehicle”, “The İmam” hikâye isimleri de güncele dokunan bir çizgide yazdığını göstermeye yeter sanırım. Bir de kitabın son hikâyesi “Yolculuk”: “Otobüs duracakmış. / Dursun. / İneriz. / Ayaklarımıza biner gideriz.” M.F.K.

ÖLÜM KİTABI: ÖLÜM DÜŞÜNCESİNİN TEMEL METİNLERİ, Kaan H. Ökten, Agora Kitaplığı, 274 sayfa.

Ölüm Kitabı, son zamanlarda yayımlanan en şık eserlerden biri. Kitabın başlığı kadar içeriği, konuyu ele alış biçimi, alıntıları, kısaca her şeyi dikkat çekici. Eski Mısır’dan kutsal kitaplara, Antik Yunan düşüncesinden Stoa ve Ortaçağa, hâliyle Islam düşüncesine ve son olarak da modern döneme kadar birçok metin didik didik edilmiş ve ölümle ilgili pasajlar kitaba dâhil edilmiş. Merak uyandırıcı olduğu kadar önemli bir araştırma da aynı zamanda. A.B.

MEMURUN ÖLÜMÜ, Anton Çehov, çev. Mehmet Özgül, Everest Yayınları, 320 sayfa.

Anton Çehov’un tiyatro oyunları da dahil bütün eserlerinin yayımlanmasını 2011 yılı içerisinde tamamlayacak olan Everest Yayınevi, 1880-1884 yılları arasında yazdığı 62 öykünün basımını, Pravda Yayınevinin 1970 yılındaki baskısını referans alarak gerçekleştirdi. 25 yıllık yazarlık hayatına 300 öykü sığdırmış olan Çehov, karakterlerini, yaşadıkları olayları merkeze alarak oluşturmuştur. Kahramanın kim olduğunu ikinci plana atmıştır. Üslubunda yalınlık, hikayelerinde, okuyucusunu içine katan bir yanı vardır Çehov’un. Bu bağlamda yaşayan öykülerin yazarı da denebilir kendisine. Z.G.O.

CANLI RENKLER, Hüseyin Akın, Profil Yayıncılık, 127 sayfa.

Günümüzde yeni hece şiirinin zirve ismi kabul ettiğim Hüseyin Akın’ın kültür dünyasının kıymetli isimleri üzerine, onların düşüncelerini geniş bir perspektifle analiz ederek yazdığı yazılardan oluşan kitabı: Canlı Renkler. Kutuz Hoca’nın hatıralarını, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Nurettin Topçu’yu, İbnülemin Mahmut Kemal’i, Beşir Fuat’ı, Ahmet Muhip Dıranas’ı, Asaf Halet Çelebi’yi, Hüsrev Hatemi’yi, Mustafa Ruhi Şirin’i, Sücaatin Erdem’i ve Osman Konuk’u konu edinen yazılar bunlar. Hüseyin Akın’ın şairliğinin nimeti olan üslubu her yazıda kıvamı ayarlıyor, okucuya fazla geliyor bile denilebilir. M.F.K.

KEDİ HİKÂYELERİ, haz. Julia Bachstein, Yapı Kredi Yayınları, 232 sayfa.

Bu derlemenin olumlu yanı Türkçeye ilk defa çevrilen hikâyeleri ihtiva etmesi. Kitapta Andersen’in, Hoffmann’ın hikâyelerinin yanında çağdaş yazarların da hikâyeleri yer alıyor ve çoğunluğu ikinci kısımdaki hikâyeler oluşturuyor. İnsanla kedinin dostluğuna insanların penceresinden bakan cümlelerin gölgesinde sayfaları çevirirken, acaba diyorum kedilerin gözünden insan hikâyeleri nasıldır ki? Kedilerin bize dair mırıldanmalarının antolojisi, tabii onlar bize göre mırıltı. M.F.K.

SOSYAL BİLİMLER FELSEFESİ: PRAGMATİZME DOĞRU, Patrick Baert, çev. Ümit Tatlıcan, Küre Yayınları, 263 sayfa.

Son zamanlarda gittikçe önemi artan Amerikan pragmatizmi Türkiye’de pek de ilgi görmemiştir. Ancak bu durum elbette ki Türkiye’ye atfedilen bir değerden ötürü gelmemektedir. Konusu itibariyle Türkçeye çevrilen nadir eserlerden biri olan Sosyal Bilimler Felsefesi, Durkheim’den Weber’e, Popper’den Frankfurt Okulu’na ve Amerikan pragmatizminin en önemli temsilcisi Rorty’ye kadar öne çıkan görüşleri değerlendiriyor ve son olarak da bu pragmatizmin sosyal bilimlerle olan ilişkisini ele alıyor. Revaçta olan felsefe için iyi bir başlangıç kitabı. A.B.

KURMACA ALIŞTIRMALARI, Gökdemir İhsan, Sel Yayıncılık, 164 sayfa.

1947’de Raymond Queneau Biçem Alıştırmaları isminde, daha önce benzerine rastlanmamış bir eser yayımladı. Bu eserde, hemen hiç bir esprisi olmayan sıradan bir öykünün 99 farklı biçimde okura sunulması söz konusuydu. Sene 2010, Gökdemir İhsan, Queneau’nun bu sıradan öyküsüne 33 farklı kurmacayla yeniden yaklaştı. Bu 33 yeni kurmaca, bu haliyle, Queneau’nun kurguladığı yalın öykülerin biraz daha dışına çıkarak, daha karmaşık ve okuyucuyu şaşırtacak bir düzeye ulaşmış. Z.G.O.

TANINMAYAN BÜYÜK ÇAĞ, Prof. Dr. Fuat Sezgin, Timaş Yayınları, 604 sayfa.

Bugüne değin birkaç karışını bildiğimiz alabildiğine geniş bir tarih atlasını seriyor önümüzü Fuat Sezgin. Batı merkezli düşüncenin, sanatın, bilimin, sanayinin, felsefenin gölgesinde yetişen fakir insanlara, bizlere, İslam medeniyetinin modern bilgiçlik eliyle süpürülmüş, bir kenara atılmış, unutulması sağlanmış sayfalarını açıyor üstad. Uzun ve kapsamlı bir giriş yazısının ardından, özet hâlinde astronomi, coğrafya, denizcilik, saatler, geometri, optik, tıp, kimya, mineraller, fizik, mimari ve savaş tekniği hakkında İslam bilim ve teknoloji tarihinden bilgiler ulaştırıyor. Alanında eşsiz bir eser. M.F.K.

SÜRENİN DİYALEKTİĞİ, Gaston Bachelard, çev. Emine Sarıkartal, İthaki Yayınları, 168 sayfa.

Bergson’un meşhur sürenin sürekliliği tezini eleştirerek ve bunun karşısına sürekliliğin sadece basit bir varsayım olduğunu iddia ederek yola çıkan Bachelard, süreler arasındaki boşluğun varlığını metafizik olarak temellendirmeye çalışır. Ayrıca Bachelard, Sürenin Diyalektiği’nde sürenin içinde durmanın ve hareketin dışında diyalektik bir alternatif aramaya koyuluyor. Bachelard felsefesi için başat rolde bir eser. A.B.

“KAYIP ZAMANIN İZİNDE”: AHMET HAMDİ TANPINAR, Mehmet Aydın, Doğu Batı Yayınları, 263 sayfa.

Mehmet Aydın tarafından kaleme alınan “Kayıp Zamanın Izinde”: Ahmet Hamdi Tanpınar, doğu ve batı arasındaki ikilemde zaman zaman sıkışmış, zaman zaman da gelgitler yaşamış Tanpınar’ın düşüncelerine, doğu ve batıdan sayısız yazar ve düşünürün söyledikleriyle yaklaşıyor. Heidegger, Paz, Dostoyevski ve Hidayet bu yazar ve düşünürlerden sadece bir kaçı. Bu kitabın önemli kitaplar arasında yer almasını sağlayansa daha önce Tanpınar üzerine bu kadar derin ve çok yönlü bir çalışmanın yapılmamış olması. Z.G.O.

DEMİRYOLU ÖYKÜLERİ, haz. Kemal Varol, Sel Yayıncılık, 191 sayfa.

“Fanatik”leri olan bir ulaşım aracı tren. Bunda trenle yolculuk yapmanın diğer seçeneklere nazaran daha uygun fiyatta olması ve rahatlığı etkili; orta ve alt sınıftan insanların vazgeçilmesi zor seçimlerinden. TCDD’nin yolculuk jestleri olarak algılanan kendine has teamüllere sahip oluşu da bu ilgiyi perçinliyor. Bunlara paralel olarak edebiyatı da oldukça serpilmiş olan demiryollarının öykü kısmını Kemal Varol bir antoloji hâline getirdi. Varol’un dikkatli bir çalışması olduğu anlaşılan derleme Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Vüs’at O. Bener, Leyla Erbil, Bekir Yıldız, Oğuz Atay, Erdal Öz, Rasim Özdenören, Osman Şahin, Tomris Uyar, Nursel Duruel, Mustafa Kutlu, Cemil Kavukçu, Kadri Öztopçu, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Hasan Ali Toptaş, Ethem Baran, Ayfer Tunç, Behçet Çelik, Murat Yalçın ve Faruk Duman’ın öykülerinden müteşekkil. M.F.K.

ETİĞİN TÜKETİCİLER DÜNYASINDA BİR ŞANSI VAR MI?, Zygmunt Bauman, çev. Funda Çoban-İnci Katırcı, De Ki Basım Yayım, 224 sayfa.

“Artık küresel bir tüketim toplu­munda yaşıyoruz ve tüketim davranışı kalıplarının, iş ve aile hayatımız dâhil hayatımızın diğer bir yönünü etkilememesinin imkânı yok. Artık hepimiz daha fazla tüketme baskısı altındayız ve bu yolda kendimiz tüketim ve emek piyasalarında metalara dönüşüyoruz.”

NEHRİ GEÇERKEN, Abdurrahman Arslan, Beyan Yayınları, 368 sayfa.

Abdurrahman Arslan müslüman bir düşünür olarak çağa tanıklık etmesinin sorumluluğunu, ağrısını hissediyor, bunu nerdeyse her söyleşisinde görebiliyoruz. Asım Öz’ün editörlüğünde Arslan’ın soruşturmalara cevapları ve söyleşileri bir araya getirildi, Nehri Geçerken adıyla yayımlandı. Modern dünyada tutunmaya çabalayan ümmetin sorunlarına, merkezî bir sorun olan İslam-modernizm karşılaşması üzerinden yorumlar getiren Arslan, müslümanların bir çok problemine dönük çözüm önerileri sunuyor. Çözüm önerileri sunan çok düşünürün bulunmadığı zamanlarda bu hakkı verilmesi gereken bir nimet. M.F.K.

MAVİ MARMARA RİSALESİ, Bülent Akyürek, C4 Kitap, 128 sayfa.

Üzerine çok fazla yazıldı, çizildi. Tarihe, kanlı Marmara baskını olarak düşüldü. “O güzel insanlar o güzel gemilere binip gittiler…” Bülent Akyürek Mavi Marmara Risalesi’ne bu cümlelerle başlıyor. Geminin yola çıkmaktaki amacından, baskında yaşananlara kadar hiç bir detayı atlamadan, karıştırmadan, unutmadan, bizleri tekrar o geceye, o anlara götürüyor. Bense bu kitabın sadece Mavi Marmara olayını anlatma niyetiyle yazıldığına inanmıyorum. Safını belli etmek istediği için bu eseri yazdığını belirtiyor Akyürek, bunda bile, kaybettiğimiz hassasiyetlerimize, sahip olmamız gereken şuura göndermeler yapıyor. Z.G.O.

TARİHTE TANRI FİKRİNİN DOĞUŞU, Jean Bottéro, çev. İsmail Yerguz, Kırmızı Yayınları, 289 sayfa.

Eski Sami dinleri uzmanı Bottéro’nun bu eseri, isminden olsa gerek, oldukça fazla bir beklenti uyandırır nitelikte. Ancak daha kitabın başında, kitabın genel çerçevesinin Eski Ahit’le sınırlı olacağını belirtmesi, yani isme göre içeriği, büyük hayal kırıklığı. Ancak çevirisini İsmail Yerguz’un üstlenmesiyle dikkatimi çeken kitaptaki şaşırtıcı durum ise muhteşem bir araştırmanın neticesi oluşu. Ki bu araştırma, Bottéro’nun ifade ettiği gibi sadece rasyonellik belasıyla değil inanmayla da gerçekleşmektedir. A.B.

GEREKLİ AÇIKLAMA, Hayriye Ünal, Hece Yayınları, 144 sayfa.

Bana öyle geliyor ki Hayriye Ünal şiiri günümüzde yazılan en kontrollü şiirlerden biri. Nereye, nasıl, ne kadar gideceğini/taşacağını iyi biliyor, ince ince hesaplıyor sanki bunu şair. Tedbirli. Bu kitapta yer alan “Yaz Kızım” bölümündeki şiirler bir taşmanın sonucu mesela ama burada da bir ölçülülük hakim. Bahsettiğim ölçülülüğün daha bir ortaya çıkarak kıvamı getirdiği şiirlerde Hayriye Ünal’ın daha başarılı olduğunu düşünüyorum, bu şiirlere ise kitabın son bölümünde, “Gerekli Açıklama”da rastlıyoruz, şu dört şiir günümüz Türk şiirinde çıtayı yukarı taşıyan şiirler: “Gerekli Açıklama”, “Sana Mahsus Bir Vakarla”, “Tek Oğlumun Mezar Taşı”, “Surkontr”. M.F.K.

YÖNETMEN SİNEMASI: AHMET ULUÇAY, haz. Ayşe Pay, Küre Yayınları, 150 sayfa.

Küre Yayınları, daha önce Yönetmen Sineması başlığı altında Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim ve Zeki Demirkubuz kitaplarını yayınlamıştı. Serinin dördüncü kitabı, geçtiğimiz günlerde vefatının birinci yılında andığımız Ahmet Uluçay anısına, yine Ayşe Pay’ın derlemesiyle yayımlandı. Yönetmenin çektiği kısa filmlerin ve tek uzun metraj filmin değerlendirmeleri farklı isimler tarafından yapılan kitapta, Uluçay’la ilgili anılar da yer alıyor. Ahmet Uluçay’ı tanımak ve filmlerini derinlemesine incelemek isteyen sinemasever okurların faydalanacakları önemli bir kitap. Z.G.O.

MUHTEMEL MENKIBELER, Mehmet Harmancı, Hece Yayınları, 88 sayfa.

Mehmet Harmancı’nın kendi tanımıyla “kıpkısa öykü”nün Türkçedeki ilk örneği bu hikâyeler. Sözlü gelenekten, dahası hurafelerden, menkıbelerden, destanlardan, türkülerden, ağıtlardan, bozlaklardan süzülüp hikâye hâlini almış güzellikler bunlar. Harmancı, halk kültürüne, Anadolu’nun farklı farklı hâllerine, acısına, tatlısına, hüznüne, neşesine bir bir çentik atıyor cümlelerle. Okuduktan sonra çağrışımlarıyla zihinde kök salarken bu hikâyeler, meselelerini kıpkısa olarak vermenin ustalığını içlerinde barındırıyorlar: “Paruzi”, “Biz de Ali’yi Severiz Hem de Nasıl”, “İntihar Eden Velî”, “Türkler Bant Der Kasete” bu savımı temellendiren, destekleyen hikâyeler. M.F.K.

KALENDER VE KALE: SÜHREVERDİ’NİN HAYAT HİKÂYESİ, Seyyid Yahya Yesribî, çev. Kenan Çamurcu, İnsan Yayınları, 299 sayfa.

Sühreverdî, İslam felsefesinin mihenk taşlarından biridir şüphesiz. Fârâbî ve İbn Sînâ’nın başını çektiği hikmet felsefesinin bir farklı temsilcisidir. Ayrı coğrafya, ayrı kültür, ayrı etkileşimler, aynı hakikat. İşrak Felsefesi koyar adını, doğu hikmetini daha fazla önemsediği için… Hayat hikâyesi ise oldukça beklenmedik haller içerir Sühreverdî’nin. Genç yaştaki infazına kadar türlü hayat tecrübeleri yaşayan filozofun heyecan, hikmet ve hüzün dolu hikâyesi, S. Yahya Yesribî’nin araştırmacı zihniyeti ve akıcı üslubuyla Türkçede. A.B.

KİTAPLAR ARASINDA, Necla Aytür, Yapı Kredi Yayınları, 300 sayfa.

Kitaplar Arasında: Amerikan Ede­biyatı, Kültür ve Dil Yazıları, Necla Aytür’ün, isminden de anlaşılacağı üzere, Amerikan edebiyatının anayolları üzerine kaleme aldığı yol haritası niteliğinde bir kitap. Yol haritası niteliğinde, fakat maalesef okuyucuyu kendine çeken bir yanı yok bu kitabın. Akademik dilin getirdiği kuru ve resmi üslup, kitabı oldukça uzaklara itmiş okuyucudan. Kitapta yer alan makalelerin bazıları şunlar: “Amerikan Yazınında Akımlar”, “Deneme ve Şiir: Güneyli ‘Kaçak’ Şairler”, “Çeviri Üzerine Denemeler”. Bu makalelerin bira­raya gelmeleriyle oluşan uyumsuzluk da eserin hanesine bir başka eksi olarak düşülüyor. Z.G.O.

SERÇE PARMAĞI, Gökhan Özcan, A.P.R.I.L Yayıncılık, 154 sayfa.

Gökhan Özcan yirmi yıl aradan sonra hikâyelerini kitaplaştırdı. Kitapta birçok usta hikâye yakaladığımıza göre bu kitap şu anlamı da barındırıyor: Bu yıl yayımlanan hikâye kitapları arasında en sağlam hikâyeleri barındıran kitaplardan birisi. “İçinden Geçen”, “Büyük Yalan Kulübü”, “Kalp Yetmezliği”, “Yalan Dünya”, “Binyıllık Yalnızlık”, “Ayar” benim işaretlediğim hikâye­ler. En en iyi hikâyeler bunlar, bir de iyi hikâyeler var tabii. Özcan’ın hikâyeleri ironiyi de katık eden ciddi meseleleriyle kendi özlerini şöyle özetliyorlar: “Şaka bir yana, çok komik.” M.F.K.

YUSUF’UN RÜYASI, Semih Kaplanoğlu, Söyleşi: Uygar Şirin, Timaş Yayınları, 286 sayfa.

Türkiye’de ve dünyada önemli başarılar kazanan Yusuf Üçlemesi(Yumurta-Süt-Bal)’nin yaratıcısı Semih Kaplanoğlu’yla yapılan bu nehir söyleşide, Kaplanoğlu’nun çocukluğundan edebiyat ve filme olan ilgisine, ilk çekimlerinden Yusuf Üçlemesi’nin doğuşuna kadar hayat perdesi aralanıyor. Yusuf karakterinin derin bir tahlilini de bulacağımız kitap, Kaplanoğlu’nun “hakikate giden yol”u için bir işaretler kitabı. Zaman zaman Tarkovski’ye göndermeler, zaman zaman maneviyata, zaman zaman kadim gelenek anlayışına başlı başına bir yolculuk muhabbeti. A.B.

ORTAÇAĞ KAHRAMANLARI, Jacques Le Goff, çev. Füsun Önen Pinard, Yapı Kredi Yayınları, 270 sayfa.

Le Goff, Ortaçağ üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen bir yazar. Doğan Kardeş’ten çıkan bu kitabında da Ortaçağ denince akla gelen kahramanlara, imgelere ve bunlar hakkında yanlış bilinenlere yer vermiş. Çocuklara ithafen hazırlanan bu kitabın büyüsü yetişkinleri de alıyor içine. Kitapta Arthur, Merlin, Tekboynuz, Kadın Papa Yohanna gibi figürlerin yanısıra Katedral, Manastır gibi mekânların anlatımına da yer verilmiş. Pek çok resimle de süslenen kitap bilinen Ortaçağ yanlışlarının düzeltilmesi adına önemli bir çalışma. T.S.

YEŞİL PERİ GECESİ, Ayfer Tunç, Can Yayınları, 472 sayfa.

Yeşil Peri, alkol derecesi %70 olan, dünyanın en sert içkisinin ismi… Şebnem, çıplak vücudunu erkek dergilerinde sergileyerek para ka­zanan, hayattan bu şekilde öç almaya çalışan bir kız. Annesinin ihaneti Şebnem’in hayatında geri dönülemez boşluklar açar. Ayfer Tunç’un da bir söyleşisinde belirttiği gibi, “en sağlamından insanlık ahlakının romanı” Yeşil Peri Gecesi. Tunç, yalın anlatımıyla kaleme aldığı bu romanında, ahlakın çöküşünü, geleneğin despotluğu­nu, modern insanın riyakarlığını en rahatsız edici biçimiyle okuruna sunuyor. Z.G.O.

BEN İSMET ÖZEL ŞAİR…, Reşit Güngör Kalkan, Okur Kitaplığı, 432 sayfa.

İsmet Özel hakkında derli toplu bir biyografi çalışmasına ihtiyaç vardı ve evvel zamanda türlü girişimler olduysa da pek kapsamlı bir esere kavuşamamıştık. Reşit Güngör Kalkan’ın yazdığı İsmet Özel biyografisi bu açığı kapatıyor ilk elden. Doyurucu bir çalışma. Birçok deta­yı bulabileceğimiz kitapta, ilk gözüme çarpan şeylerden biri de sözlerini Özel’in yazdığı “FKF Marşı” oldu. Marşın sözleri İsmet Özel şiirinin dinamiklerini ve devinimini aynıyle barındırıyor: “Ha deyip sırtımızı halklara dayamışız / Halklar en önde diye girmişiz bu halaya / Bugünü kuran bilek, yarına atan nabız / Kavga özgürlük için yığınlar için kavga”. Z.G.O.

KLASİK SİYASİ FELSEFE METİNLERİ, Blandine Kriegel, çev. Zühre İlkgelen, İletişim Yayınları, 174 sayfa.

Fransız felsefeci olduğunu öğrendiğimiz Kriegel, klasik dönem filozoflarının yazdığı bazı siyaset felsefesi metinlerini derlemiş bu çalışmasında. Filozofların görüşlerini kendi metinlerinden, yani birinci elden okuma imkanı veren derlemede, Batı-dışı “klasik”lere yer verilmemesi büyük handikap. Ön­sözünde merkeze Batı’nın alındığına dair bir bilginin de bulunmaması da, eseri oldukça noksan gösteriyor. Buna rağmen dikkate değer bir derleme olduğu da göz önünde bulundurulmalı. A.B.

VANESSA VE VIRGINIA, Susan Sellers, çev. Suğra Öncü, Sel Yayıncılık, 189 sayfa.

İngiliz akademisyen Sellers, Virginia Woolf’un hayatına Vanessa ve Virginia isimli kitabıyla tanıklık etmemizi sağlıyor. Vanessa, Virginia’nın kız kardeşi. Ressam. Çocukluk yıllarından başlayarak, Virginia ile aralarındaki çekişmeyi, bağlılığı, yükselen, alçalan ilişkilerini anlatıyor. Virginia’nın yazı serüveni de dahil olmak üzere, bir çok bilinmeyeni anlatıyor Vanessa. Sellers’ın bu romanı için otobiyografi demek de, dememek de okurun kendi elinde. Çünkü ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak Sellers’ın Vanessa’nın ağzını kullanmadaki başarısı, birçok insanı otobiyografi/anlatı/anı okuyor hissine kaptıracak güçte. Z.G.O.

TÜRKLERDE DİNÎ RESİMLER, Malik Aksel, Haz. Beşir Ayvazoğlu, Kapı Yayınları, 188 sayfa.

Kapı Yayınları, Beşir Ayvazoğ­lu’nun yayıma hazırladığı Malik Aksel’in kitaplarını bütün eserleri birlikteliğinde yayımlamakla denilebilir ki 2010’nun kültür yayıncılığına damgasını vuruyor. Bütün eserleri dizisinin üçüncü kitabı olarak yayımlanan Türklerde Dinî Resimler, harf devrimiyle birlikte bir kenara atılmış olan dinin ve inançların beslediği sanatları, kaybolmayan kısımlarını bir araya getirerek bize sunuyor. Malik Aksel’in bu eşsiz çalışması Anadolu Halk Resimleri kitabıyla bir arada okunduğunda, artık ulaşılması oldukça güç bilgileri derli toplu bir hâlde sunuyor: Çifte vav, ah minelaşk, Hz. Ali’nin devesi, Mühr-ü Süleyman, Amentü Gemisi… Okuyun, mutlaka! M.F.K.

PAGANİZMİN DEHASI, Marc Auge, çev. Erkan Ataçay, Dost Kitabevi Yayınları, 288 sayfa.

“Paganizm, öncelikle Hıristiyanlığın tam karşıtıdır; ve rahatsız edici gücünü, belki de kalıcılığını tam da buna borçludur. Değişik kipliklerinde, Hıristiyanlıktan ve onun değişik versiyonlarından en az üç noktada ayrılır… Kurtuluş, aşkınlık ve gizem ona temelden yabancı şeylerdir. Bunun sonucu olarak, yeniliği ilgiyle ve hoşgörüyle karşılar; tanrıların listesini uzatmaya her zaman hazırdır, sentezden değil eklemeden ve münavebeden anlar.”

ZAMANE PLATON: MODERN YAŞAM İÇİN ANTİK BİR KILAVUZ, Mark Vernon, çev. Gül Korkmaz, Sel Yayıncılık, 204 sayfa.

Günümüz insanının baş etmeye çalıştığı dertleri sıralasak burdan nereye kadar yol olur bilinmez. Bunun içindir ki modern insan, baş edemediği bu sorunlarından kurtulmak, bireysel hedeflerini gerçekleştirmedeki başarısızlığını yenmek ve bunun gibi daha bir çok şey için kişisel gelişim kitaplarına başvuruyor. İşte Mark Vernon, bütün bu sorunlara, filozofların hayatlarından ve ortaya koydukları görüşlerinden yola çıkarak çözüm önerileri sunuyor. En başta, “Platon’un başı kredi kartlarıyla derde girse ne yapardı?” sorusuyla, onları içimize katıştırıyor Vernon, ve yüzyıllar öncesinde yaşamış olmalarına rağmen, yaklaşımlarının nasıl bizlerin de işine yarayacağını gösteriyor. Z.G.O.


ŞİDDETİN ELEŞTİRİSİ ÜZERİNE, haz. Aykut Çelebi, Metis Yayınları, 328 sayfa.

“Metis Defterleri” serisinin ikinci kitabı olan Şiddetin Eleştirisi Üze­rine, Aykut Çelebi’nin hazırladığı bir derleme. Walter Benjamin, Jacques Derrida, Werner Hamac­her, Giorgio Agamben, Robert Cover ve Zeynep Direk’in yazılarından oluşan kitap, nerdeyse haya­tın her detayına sirayet etmiş şiddeti enine boyuna inceliyor. Şiddetin Eleştirisi Üzerine, yasa­nın, devletin, kurumun şiddet unsuru hâlini almasından evvel, bizzat yasa koymanın kendisinin zaten şiddet içerdiği düşüncesini işliyor. M.F.K.

SANAT KOMPLOSU, Jean Baudrillard, çev. Elçin Gen-Işık Ergüden, İletişim Yayınları, 98 sayfa.

Sıradışı eserleriyle Türkçede de oldukça sıkı takip edilen Baud­rillard, yine modern dünyanın duvarlarını eşeliyor Sanat Komplo­su’nda, bu sefer merkez konu, tıpkı Modern Hayatın Ressamı’nda olduğu gibi, sanat. Baudrillard’a göre artık modern sanat miyadını doldurmuş, bayağı ve vasat hâle gelmiştir. Ancak ne gariptir ki söylemde oldukça revaçtadır da aynı zamanda. İşte bu handikap, modern dünyanın en belirgin handikaplarındandır: Her şey sanat, ama hiçbir şey sanat değil! A.B.

MÜFREDAT.03

MAYIS-HAZİRAN 2010 KİTAPLIĞI

OĞULLAR VE BABALARI, haz. A.Nezihi Turan-G.Yavuz Demir, Paradigma Yayıncılık, 376 sayfa.

“Babasının hayaletiyle başetmek” ten bahsediyor kitap boylu boyunca. Zaman zaman bir duvar, bir yol, bir araç, bir destek ve köstek olabilen babaları, oğulları anlatıyorlar. Yazarların çoğu babalarının ölümünü merkeze alarak yazılarının çatısını kurmuşlar. Bu da gösteriyor ki, “ölümlerine yakın sevilir babalar” alt başlığı, alt başlık olmanın ötesinde, hayatımıza dahil oluyor işte. Olmasa? Olmasa, oğullar ve babaları, nasıl oğullar ve babalar olarak kalabilirler? M.F.K.

HAYATTA KALMA GÜNCESİ, Doris Lessing, çev. Püren Özgören, Can Yayınları, 224 sayfa.

Hayatta Kalma Güncesi için bir kıyamet öyküsü dersek yanılmış olmayız. Doğal kaynakların tükenişi, çevre kirliliği, afetler, insanların giderek fakirleşmesi, dildeki yozlaşma. Lessing, bu kitabıyla, insanların bu olumsuz şartlara nasıl ayak uydurabildiklerini, her şeye rağmen yaşadıkları aşkları, öfkeleri, sevinçleri, kavgaları, hayata tutunmak için verdikleri uğraşları, hiç tanımadığı bir çocuk-kadının sorumluluğunu üstüne alan ve farklı farklı kimliklerle karşımıza çıkan yaşlı ve bilge bir kadının diliyle anlatıyor. Yazar, otobiyografik özelliği de bulunan Hayatta Kalma Güncesi’nde, sürekli değişen kimlikler üzerinden, öznenin oluşunun sürece yayıldığını ve asla sabit olamayacağını da vurguluyor. Z.G.O.

YA DA PİŞMAN DEĞİLİM, Cihat Duman, Yeniyazı Yayınları, 64 sayfa.

“ben dedesi ölenler tarafındayım / bakir evler içinde trajik düğün marşı/ icra iflas dersinde naratif kalmış/ müslüman kız nedir bahsi geçince üzgün/ belediye seçimleri iy’ce yaklaştı/ ben dedesi ölenler tarafındayım// tüm suçlular kardeş ilan edilecektir/ 28 şubat 2009, bu şiir// biliyor musun [ayşE]/ bu şiirde olsaydın/ bu şiir bu kadar kısa olur muydu emin ol/ ama sen gel yanlışlıkla müslüman ol/ yalnızlıkla ben de senin olayım// ki her kalbin olmalıdır bir haciz hikâyesi” [“Bana Müslüman Bi Kız Bulsana Baba” şiirinden.] M.F.K.

LANETLİ ÇOCUK, Honoré de Balzac, Yapı Kredi Yayınları, 112 sayfa.

1591’de Fransa’da, Hereoville Kont’unun şatosunda, Kont ile Kontes’in evliliğinin yedinci ayında bir oğulları dünyaya gelir. Kont, Etienne’i kendisinden olmadığı gerekçesiyle görmek dahi istemez. Kontes ise oğlunu şatodan kaçırıp gözlerden uzakta bilge Çıkıkçı Hekim Antoine Beavouloir’in gözetiminde büyütür. Bütün bunlardan sonra dünyaya gelen Maximilen’i ise Kont, tek varisi ve soyunu devam ettirecek tek evladı olarak görür.  Zalim Kont, ikinci oğlunun öldürülmesi haberini aldıktan sonra, Etienne’i yanına alır. Etienne de kedisine ve annesine yaptığı onca şeye rağmen babasını affeder. Ancak Kont bu sefer de Etienne’in evlenmek istediği Gabrielle’e karşı çıkmaktadır. Gabrielle’den vazgeçmeyen Etienne arasında çıkan bir tartışmada, Kont, oğlunu ve sevdiğini öldürür. Z.G.O.

DAYANACAK BİR BACAK, Oliver Sacks, çev. Selahattin Erkanlı, Yapı Kredi Yayınları, 188 sayfa.

Norveç’te ıssız bir dağda boğayla karşılaşması, mesleği doktorluk olan Oliver Sacks’ın, bacağını kendinden bir parça olarak hissetmesine engel olacak bir sakatlık yaşamasına neden olur. Bu sakatlık dönemi boyunca Sacks, hastane yaşamı ve hasta-doktor ilişkileri noktasında pekçok kazanım elde eder. Dayanacak Bir Bacak’ın konusu yalnızca bir bacak değil; bacağa karşı hissedilen yabancılaşmadan hareketle asli bilinci tanımlama çabasıdır. C.D.

CLARISSA, Stefan Zweig, çev. Gülperi Sert-Serpil Yalçın, Can Yayınları, 184 sayfa.

Zweig’ın ölmeden önce üzerinde çalıştığı bu son eseri; Avusturyalı bir subay kızı olan Clarrisa Schuhmeister’ın yaşamını anlatıyor. Yazar kitapta, yirminci yüzyılın başından Birinci Dünya Savaşı’nın vuku bulmasına kadar geçen süreyi, Clarrisa’nın savaşın başlaması ve yaşadığı hayatın olumsuz etkilenmesiyle şekillenen karakterini resmediyor. Babasının asker olması ve savaşın getirdiği psikolojiyle dünyayla arasında sadece kurallardan oluşan bir bağ kurar ve buna göre yaşamaya başlar Clarrisa. Duygusuz, tepkisiz, kayıtsız bir yaşamı benimser kendi içinde. Ancak ilk hayal kırıklığını âşık olduğu adamın “Neredeyse varlığınız hissedilmiyor” sözüyle yaşar. Clarrisa, savaşın insan ruhunu nasıl eriten, nasıl yok edici bir etkiye sahip olduğunu gösteren yönüyle, yazarın alışılagelmiş üslubunun dışında kalsa da, ağır basıyor. Z.G.O.

BÜYÜLÜ KORO, Solomon Volkov, çev. Sabri Gürses, Yapı Kredi Yayınları, 326 sayfa.

Birbirine sarmalan edebiyat ve siyaset, en çizgileri belirgin bir birlikteliğe Sovyet’lerde kavuşuyor. Solomon Volkov’un akıcı anlatımıyla harmanlanan kitapta Soljenitsin’den Mihalkov’a, Tolstoy’dan Chagall’e, Tarkovsky’den Kandinski, Gorki, Stravinski ve Balanchine’e, bu ilişkinin de içerisinde bulunduğu detaylı bir araştırma ortaya konuluyor. Rus Kültürü hakkında, kapsamı ve örnekleriyle Türkçedeki en kapsamlı eser, tartışmasız bir başvuru kaynağı. M.F.K.

ÇARPIŞMA PARTİSİ, Chuck Palahniuk, çev. Funda Uncu, Ayrıntı Yayınları, 350 sayfa.

Diğer Palahniuk eserlerinden çok da farklı değil Çarpışma Partisi. Yine rahatsız edici, yine vahşi ve yine iğrenç. Yedi Bela Öğğk Casey, daha küçük yaşlarda kendi kendini kuduz yapmayı başarmış, normal olmayan biri. Şehre taşınmasından sonra arabalarla yapılan bir dövüş kulübü olan çarpışma partisine katılıyor ve bu sıra dışı olayların başlangıcı oluyor. Yedi Bela Öğğk Casey’in yaptığı akıl almaz işkencelerin, sadizmin kendisini yakından tanıyan, bir şekilde hayatının bir bölümünde bulunmuş veya sadece uzaktan tanıyan insanların, ölümünden sonra, Casey’in kim olduğunu, nasıl yaşadığını ve nasıl öldüğünü anlattıklarının derlemesi Çarpışma Partisi. Z.G.O.

BİR BURJUVANIN İTİRAFLARI, Sandor Marai, çev. Sevgi Can Yağcı, Can Yayınları, 392 sayfa.

Macar yazar Sandor Marai Bir Burjuvanın İtirafları’yla, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun dağılmasıyla birlikte Orta Avrupa burjuvazisinin yaşayış tarzını, düşünce stilini, ahlaki kurallarını ve kültürünü yansıtıyor. İçine dâhil olduğumuz hikâyede bir çocuğun gözleriyle bakıyoruz yaşananlara, daha ileriki zamanlarda ise bir anlatıcının eşliğinde çocuğun ilk gençlik yıllarına ve sonrasında geçirdiği bedensel ve ruhsal gelişmeyle birlikte yetişkin bir erkek oluşuna tanıklık ediyoruz. Kitap, Macar edebiyatının iki dünya savaşı arasında yazılmış en önemli eseri olma özelliğini ise, okuyucusuna o dönemde ülkesinin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal arka planını derinlemesine sunmasından alıyor. Z.G.O.

ZAFER YAHUT HİÇ, Mustafa Kutlu, Dergâh Yayınları, 197 sayfa.

Bir aşk hikâyesi anlatıyor Kutlu, önceki kitaplarında alttan alta anlattığı, hikâyenin bir yerine pencere önü bitkileri gibi yerleştirdiği aşkı bu defa kitabın merkezi olarak tutuyor. İçiçe giren kalplerin anlatısı, bir yerden sonra okurda Yeşilçam sinemasına dair çağrışımlarla ilerliyorken, Kutlu’ nun paragraf paragraf yinelediği sosyal analizler, kentleşmeye dair düşünceler, sanayileşmenin getirip götürdüklerine dair içlenmeler hikâyenin katmanlarını arttırırken; tahminlerin dışında bir sonla kitabın sona erdirilmiş olması da Zafer Yahut Hiç’i kıymetlendiriyor. M.F.K.

KUMRUNUN GÖRDÜĞÜ, Ahmet Büke, Can Yayınları, 182 sayfa.

Ahmet Büke’nin İzmir Postasının Adamları, Çiğdem Külahı ve Alnı Mavide’den sonra dördüncü kitabı ve bu kitabıyla tanımak yazarı, bir okur için fazla geç kalmış olmak anlamı taşıyor. Kumrunun Gördüğü’ndeki hikâyeler, siyasî hikâyeler. Yavan, kuru, sert değiller ama. Suratınıza çarpsalar da, orada bir merhamet izi bıraktıkları görülüyor. “Hayata dönüş operasyonu”nun hayatımıza bıraktıklarına dair yazılan “Sarı Rüya Defteri” hikâyesi bile bir başına vicdanı kabartmaya yetiyor. Ahmet Büke hikâyesi, kırıp dökmeden siyasî bir hikâye yazmanın olgun imkânlarını barındırıyor. M.F.K.

AMERİKANIN YANIK ÇOCUKLARI, Derleme, Everest Yayınları, 304 sayfa.

Amerika Birleşik Devletleri’nde, ikinci dünya savaşı sonrasında kurulmuş olan ailelerde dünyaya gelmiş, Milenyum Kuşağı, Y Kuşağı, Net Kuşağı, Gelecek Kuşağı gibi isimlerle anılan kuşağın yazarları arasında bulunan çağdaş 19 yazarın öykülerini içeriyor Amerika’nın Yanık Çocukları. Bu öykülerde yoğun olarak karşılaştığımız, aynı zamanda Zadie Smith’in de önsözünde belirttiği şey “ölüm korkusu ve reklamlar”. Birçok farklı etkiye sahip; kimi duygusal kimi ürkütücü, kimi bir çocuğu anlatan, kimi de bir çiftten bahseden, 19 farklı kalemden çıkmış bu öyküler Amerika’nın bir başka yüzünü görmemizi sağlıyor. Z.G.O.

FİLMLERLE SOSYOLOJİ, Bülent Diken-Carsten B. Laustsen, çev. Sona Ertekin, Metis Yayınları, 230 sayfa.

Sinema sanatıyla ilgilenenler bir filmin konusunu oluşturmuş her hikâyenin toplumun bir noktasına işaret ettiğini bilirler. Ama iyi ama kötü, bazen düpedüz alay ederek, bazen yaralayarak, zaman zaman filmin alt metninden zaman zaman ise açık seçik bir şekilde, ama hiç tartışmasız bir noktayı hedef alarak çekildiğini de. Filmlerle Sosyoloji sekiz bölümden oluşuyor ve bu bölümlerde toplumsal teori’den kin sosyolojisine, kamplaşmadan şiddet ve teröre birçok konuda sinemanın hayata dahlinden bahsediliyor. Zizek’in de önsözünü kaleme aldığı bu eser, türünün ilk örneklerinden olmasıyla dikkat çekiyor. Z.G.O.

OSMANLI ESNAFINDA SUÇ VE CEZA, Mehmet Demirtaş, Birleşik Yayınevi, 416 sayfa.

Son zamanlarda üzerine daha fazla düşülen bir çalışma konusu olan suç ve buna karşılık verilen cezalar üzerine çalışmalardan biri de Osmanlı Esnafında Suç ve Ceza. Yazarın İstanbul örneği üzerinden konu edindiği Osmanlı esnaf teşkilatı, tüm sistemleri ve nizamıyla teferruatlandırılarak anlatılmış. Kitabın geride kalan kısmı ise, bu anlatılan sistemde hangi suçlar işlendiği, ihlaller ve nizamsızlıklar anlatılmakta ve bu durumlara karşı ne gibi cezaların uygun görüldüğü sunulmaktadır. Tabi bu suç ve cezanın mekân ve zamandan, bilhassa tarihsel süreçten koparılmadan anlatılması da kitabın değinilmesi gereken önemli bir noktası. A.B.

TÜRK SOSYOLOJİ TARİHİNE ELEŞTİREL BİR KATKI, Yasin Aktay, Küre Yayınları, 200 sayfa.

Aktay’ın çeşitli dergi ve süreli yayınlardı yayımlanmış ve siyasî düşünce, sosyoloji alanlarında biriken yazılarından bir toplam. Türk sosyoloji tarihine eşsiz katkılarda bulunmuş Mübeccel B. Kıray ve Erol Güngör’den bahseden yazıların yanı sıra, detaylı bir yazıyla Bahattin Akşit’in sosyoloji geleneği üzerinden Türk sosyolojisinin bir patikasını izlemeyi deniyor Aktay. “Türk Siyasî Tarihinde Kayıp Halka: Siyasal” yazısı ise kitaptaki yazılar arasında ayrı bir öneme haiz diye düşünüyorum. M.F.K.

ORADA SAAT KAÇ?, Serge Gruzinski, çev. Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, 220 sayfa.

Son yıllarda gittikçe önem kazanan mikro-tarih çalışmalarından biri olan Orada Saat Kaç?, Osmanlı’da yaşayan isimsiz bir yazarın Amerika’nın keşfi hakkındaki düşüncelerinden ve karşılık olarak Yeni Dünya’da yaşayan Heinrich Martin’in Osmanlı hakkındaki düşüncelerinden oluşuyor. Basit bir tarih kitabı kisvesinden sıyrılan eser, tarihsel veriler başta olmak üzere birçok dişe dokunur araştırma ve verileriyle müthiş bir okuma zevki veriyor. Cemal Kafadar’ın Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken adlı eserinin tadı hâlâ damağında olan okuyucuların, mutlaka okuması gereken bir başka mikro-tarih çalışması. Tıpkı Kafadar’ın kitabında da olduğu gibi bu kitapta da ana karakter, merakın kendisi. A.B.

BİR SANATTIR ÖĞLE UYKUSU, Thierry Paquot, çev. Orçun Türkay, Can Yayınları, 96 sayfa.

İsminden de anlaşılacağı üzere Bir Sanattır Öğle Uykusu bir çeşit güzelleme kitabı.  Ancak diğer güzellemelerden, şişirilerek, abartılarak methiyeler düzülen diğer birçok meseleden tek farkı, yazarın şiddetle arkasında durduğu öğle uykusunun insan için gerekliliğinin yanı sıra bir hak olarak görmesi. Paquot bu kitabında “siesta” olarak bilinen öğle uykusunun etimolojik yapısını inceliyor, sanattaki, edebiyattaki yansımalarını gözler önüne seriyor, öğle uykusunun insan bedeni için nasıl bir ihtiyaç olduğunun altını çiziyor ve kendi deneyimlerinden bahsediyor. Yazarın kitap boyunca kullandığı üslup, anlatışındaki tonlama oldukça güzel ve akıcı, fakat özellikle kendi deneyimlerinden bahsederken kullandığı cümleler ne kadar inanarak anlattığının bir kanıtı niteliğinde. Z.G.O.

FIRAT 2, Uğur Gürsoy, Mürekkep Basın Yayın, 64 sayfa.

Vaktinin çoğunu bilgisayar başında, ellerinde cep telefonları, yüzüne bakmadıkları onlarca oyuncağa sahip olarak büyüyen çocuklar karşısında, kanlı canlı bir çocuk gibi dikiliyor Fırat. Büyük büyük sözler söylemenin, insanları şaşırtmanın peşinde değil hiç Fırat; o bulduğu ıvır zıvırı “Ben bununla bir şey yaparım ki” diyerek elinden düşürmeyen, inatlaşmalarını kendi içinde “En birinci ben oldum” diyerek bitiren gerçek bir çocuk. İlkiyle büyük çocukları kendine hayran bırakmış ve günlük konuşmalarının içine girivermişti, şimdi de ikinci kitabıyla töbe töbe aklımızın içine girmeye devam ediyor ve bütün puanlar Fırat’a gidiyor. Z.G.O.

TOHUM ÖLMEZSE, André Gide, çev. Aysel Bora, Can Yayınları, 352 sayfa.

Fransız edebiyatının kurucu yazarlarından olan ve Fransız modernizminin önde gelen entelektüel isimleri arasında sayılan Andre Gide’nin otobiyografisi, Tohum Ölmezse. Gide, çocukluk hatıralarından başlayarak, dünyaya olan bakışını, yazmaya nasıl başladığını, eserlerini nasıl verdiğini anlatıyor. Bunu yaparken de kişiliğinin zayıf yönlerini, yaşamıyla ilgili mahrem detayları da tüm gerçekliğiyle sergilemekten çekinmiyor, geri durmuyor. Hiçbir boşluk bırakmadan, gizlenmeden gözler önüne serdiği hayatıyla ilgili yazar kendi deyişiyle çok güzel açıklıyor: “Yazdığım şey savunmam değil, kendi hikâyem.” Z.G.O.

GÜVENLİ BÖLGE: GORAZDE, Joe Sacco, çev. Hilal Alkan Zeybek, İthaki Yayınları, 240 sayfa.

İthaki Yayınları olmasa vicdanın ta kendisi bir çizeri, Joe Sacco’yu tanımayacaktık. Önce Filistin kitabını yayımladılar, bir şamar gibi, şimdi de Gorazde’yi sundular bize. Drina Nehri çevresinde kurulmuş bir şehirden, 90’lardaki savaşa dair Boşnaklarla yaptığı söyleşileri çizgileştiriyor. Hukuğun hâlâ bahanelerle savsakladığı, savaiın ve katliamların artlarında bıraktıkları binlerce ölünün, yaralının, yersiz yurtsuz yaşamsızın hakkına ayna tutuyor Sacco. Aliya’nın bir selamı gibi alıp vicdanıma bastırıyorum. M.F.K.

DAĞLARIN ADAMI BARNABO, Dino Buzzati, çev. Elçin Kumru, Timaş Yayınları, 149 sayfa.

Dağlık bir bölgede kurulan bir cephaneliğin başına nöbet tutmaları için bırakılan orman bekçilerinden biri Barnabo. Sessiz sakin, süt liman geçen hayatları bir gün “dağdaki düşman”ın bekçilerin şefini ateş ederek öldürmesi sonucu altüst olur. Düşmanı her an her yerden bekleyen arkadaşlarına karşılık Barnabo, haydutların karşısında elinin ayağının hissizleştiğini duyumsar, arkadaşlarına yardım etmek şöyle dursun korkup bir köşeye siner. Bekçilikten atılmasının ardından çiftçiliğe başlayan Barnabo, korkmuş olmasının utancını temizlemek, kendini gerçekleştirmek için fırsat kollamaya başlar. Z.G.O.

AYDINLANMANIN DİYALEKTİĞİ, T.W. Adorno-Max Horkheimer, çev. Nihat Ülner-Elif Öztarhan, Kabalcı Yayınevi, 389 sayfa.

Frankfurt Okulu’nun en önemli iki şahsiyetinin birlikte kaleme aldığı, daha doğrusu kalemleriyle savaştığı Aydınlanmanın Diyalektiği, aydınlanma düşüncesi ve neticelerini konu edinir. Aydınlanma nedir? Dünyanın süregelen büyüsünün bozulması. Animizmin ve maneviyatın yıkımı, tanrıların ve niteliklerin yok edilmesi. Ortaya çıkan mekanik düşünceye yönelik belki de en sert eleştirileri barındıran bu kitap, aydınlanma kavramı çevresinde mitosların, ahlakın ve kültürün de zaman içinde evrilmesini de konu edinmektedir. Frankfurt Okulu’nun da en temel eseri kabul edilen Aydınlanmanın Diyalektiği, aydınlanma düşüncesindeki diktatör tavrı ortaya koyduğu fikirle delmeye çalışıyor. A.B.


YAZININ GİZLEDİKLERİ, Cemal Şakar, Okur Kitaplığı, 277 sayfa.

Cemal Şakar’ın 2006’da yayımlanan Yazı Bilinci kitabından sonra deneme-inceleme alanındaki yeni kitabı Yazının Gizledikleri’nde Mehmet Âkif, Nurettin Topçu, Yahya Kemal, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Hasan Aycın, Hamet Mithat Efendi, Halide Edip, Yakup Kadri, Nâzım Hikmet hakkında değerlendirmeleri yer alıyor. Bu yazarların eserlerinden veya genel olarak düşüncelerinden yola çıkarak onların çelişkileri, şaşkınlıkları, yaşamları, siyasî duruşları, haklılıkları, sapmaları hakkında bilgiler barındırıyor, bu denemeler. M.F.K.

GECE KELEBEĞİ: PERPERİK-A SÖE, Haydar Karataş, İletişim Yayınları, 255 sayfa.

Haydar Karataş’ın, küçük bir çocuğun gözünden olaylara, insanlara, doğaya, yaşanan dramlara bakışının resmidir Gece Kelebeği. 1939’da gerçekleşen Dersim katliamının ardından, bölge halkının köylerini terk etmek zorunda bırakılışlarını; zaten yakılmış, yerle bir edilmiş köylerinden, hayvanlarından, tarlalarından geriye hiçbir şeyleri kalmayan insanların açlıkla mücadeleleri, hayata tutunma çabaları, kavgaları, sevinçleri masum ve tertemiz bir kız çocuğu olan Gülüzar’ın diliyle yıllar sonra yeniden can buluyor. Gece Kelebeği acılı bir anlatı olmasının yanı sıra 1939 ve sonrasında Dersim’de yaşananların hiç bilmediğimiz yönlerine de ışık tutuyor. Z.G.O.

BİR DARBECİ SUBAYIN ANILARI, Adnan Çelikoğlu, Yapı Kredi Yayınları, 255 sayfa.

“27 Mayıs’ı yapanlar, buna sahip çıksınlar. Bildiklerini yazsınlar. Günahlarını ve sevapları ile bu çocuk onlarındır. Konuştuğum bütün arkadaşlarıma bunu telkin ediyorum.” Darbeyi desteklemiş ve darbe sonrasında da önemli kadrolarda görev almış Adnan Çelikoğlu’nun anıları, esas sebeplerin sermaye dengeleriyle alakalı olduğu tüm darbelerde olduğu gibi, bir filler ve çimenler paradosinin sonsuz tekrarlarından birine tanıklığın dökümü. Yukarıdaki satırlarda da kendi tercihine yönelik bir çağrıda bulunuyor, “saklamadan yazalım” diyor. Saklanmak istenen veya saklananlar insan hayatlarının son kareleri olunca, idamlara, infazlara bağlanınca, tarihin objektifliği de kâr etmiyor. M.F.K.

MANZARADAN PARÇALAR, Orhan Pamuk, İletişim Yayınları, 563 sayfa.

“Hayat, Sokaklar, Edebiyat” alt başlıklı Manzaradan Parçalar, Orhan Pamuk’un çocukluğundan başlayarak bugüne kadar hayatından kesitler sunduğu son kitabı. Orhan Pamuk, 22 yaşına kadarki kendi hayat hikayesini anlattığı İstanbul kitabında anlatamadığı olayları, tanıklıkları, edebiyat görüşlerini/izlenimlerini, yazarlık serüvenlerini, hayatında izler bırakan şehirleri Manzaradan Parçalar’da içtenlikle anlatıyor. Kitap, aynı zamanda Pamuk’un toplumsal, siyasal, kültürel hayata bakışını da yansıtıyor. Bununla birlikte Manzaradan Parçalar, Orhan Pamuk’un bazı konuşma metinlerini, kendisiyle yapılan söyleşi ve röportajlarını bir araya getiriyor. İ.R.K.

BİR DELİNİN ANILARI, Gustave Flaubert, çev. Burak Zeybek, Sel Yayıncılık, 94 sayfa.

Daha on yedi yaşında bir gencin hangi acılar içinde kıvranabileceğini şaşkınlıkla okuyabileceğiniz bir kitap Bir Delinin Anıları. Flaubert’in sisteme, insanlığın ortak değerlerine, evrensel kabullenişlere, aşka, burjuvaziye ve daha birçok konuya keskin ve sert yaklaşımını, on yedi yaşında kaleme aldığı bu ilk romanıyla öğrenme fırsatı yakalıyoruz. Kitaptan bir örnek sunmak gerekirse, Flaubert’ in sanayileşme ile ilgili görüşleri günümüzde değil on yedi yaşında bir gencin, bir yetişkinin dahi güçlükle dile getirebileceği cinsten: “İnsanlık kendini makineleri döndürmeye kaptırdı ve bunlardan oluk oluk akan altını görünce çığlığı bastı: ‘Tanrı bu!’ Ve bu Tanrı’yı yiyor insanlık.” Z.G.O.

MAZAGAO: ŞEHİRLER DE GÖÇER, Laurent Vidal, çev. Nedim Demirtaş, TİB Kültür Yayınları, 280 sayfa.

“Şehirler de göçer” bir kitabı farketmede yeterince kışkırtıcı bir cümle. Hakikaten de kitabın konusu göçen bir şehir. Portekiz Krallığı’nın 1514’te Fas kıyısında kurduğu kale-şehir, aradan asırlar geçince önemini ve kendisine olan ilgiyi yitirir. 1769’da kuşatılan şehri az sayıda bir asker topluluğu savunmaya kalkışır ve bir çıkış yolu bulunamayınca o zamanın Portekiz Krallığı Mazagao’yu bütün insanları ve tarihi ve mirasıyla göç ettirme kararı alır. Afrika’dan krallığın yeni gözdesi Amazon bölgesine. Genel bilgileriyle dahi ilginç bir kitap işte. M.F.K.

LEŞ: TOPLU ÖYKÜLERİ, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık, 620 sayfa.

50 kuşağının usta yazarı Ferid Edgü’nün öykü kitapları, Kaçkınlar, Bozgun, Av, Bir Gemide, Çığlık, Binbir Hece, Doğu Öyküleri, İşte Deniz, Maria, Do Sesi, Avara Kasnak, Nijinski Öyküleri bir araya getirildi. Özel bir baskıyla, şık bir kitap hâline getirilen öykülerle, Ferit Edgü öyküsündeki kapanmışlığı, yalnızlığı, yoksunluğu, karanlığı bitiştirerek bir arada görüyoruz. “Bireyselliğe yer olmayan bir toplumda, birer aykırı olarak, birer horlanmış olarak yazdık. Kendi benzerlerimizi bulmak için yazdık” cümleleriyle anlatıyor Edgü, o kuşağın yazma gerekçesini. M.F.K.

SİYASAL İSLAM DÜŞÜNCESİ TARİHİ, Anthony Black, çev. Hamit Çalışkan, Dost Kitabevi Yayınları, 501 sayfa.

Yedinci yüzyılın ilk yarısından üçüncü bin yılın başına dek uzanan geniş bir tarih aralığında siyasal İslam düşüncesinin evrimini izleyen bu çalışmada yazar; İslam içindeki farklı siyasalları, bu düşüncelerin temsilcisi olan başat önemdeki düşünürleri, farklı kültür küreleri içinde bu düşüncelerin nasıl yorumlandığını ve uygulama koşullarını irdeliyor. İslam kültürünün komşu kültür gelenekleriyle arasındaki karşılıklı ilişkinin çözümleyici bir dökümünü, karşıt metinler üzerinden gözler önüne seriyor. Siyasal tarih araştırmalarının öncü ismi Antony Black, bu çalışmasında, temel siyasi yönelimlerin kaynağından başlayıp köktencilik çağına dek İslam’ın siyasal eğilimlerinin ayrıntılı bir panoramasını ustaca çözümlüyor. Z.Ş.S.

50 SORUDA GÖRELİLİK KURAMLARI, İbrahim Semiz, Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 271 sayfa.

Bilimin temel kuramlarını popüler düzeyde anlatmayı amaçlayan dizinin en dikkat çekici kitaplarından biri olan Görelilik Kuramları, amacına uygun bir şekilde görelilik hakkında her türlü bilgiyi olağan düzeyde vermeye çalışıyor. Görelilik düşüncesinin kavramlarından, tarihsel serüveninden ve çağdaş bilimdeki yansımalarından bahsederek, konular hakkındaki flu algıyı berraklaştırıyor. Einstein’ ın yaptığı bilim devrimini, enine boyuna sorgulayan ve sonuçlarından yeni bir devrimin dahi olabileceğinin kapısını aralayan eser, yer yer çizimli anlatımlarıyla da konunun anlaşılmasına bir nebze daha yardımcı oluyor. A.B.

BABAM MEHMET ÂKİF, Emin Âkif Ersoy, der. Yusuf Turan Günaydın, Kurtuba Kitap, 135 sayfa.

Babası Mehmet Âkif’i merkeze alarak Emin Âkif’in yazdığı hatıraların büyük bir kısmını ihtiva eden Millet gazetesindeki tefrikayı ve Emin Âkif’le yapılmış söyleşilerle birlikte, onu konu edinen söyleşi ve yazıları da bir araya toplayarak, bugüne değin Emin Âkif hakkında hazırlanan en kapsamlı eseri hazırladı Yusuf Turan Günaydın. İstiklâl Harbi yıllarında Âkif ve yanında bulunan oğlu Emin’in yaşadıklarını okurken, Âkif hakkındaki en yalın gözlemlerden birine tanık oluyoruz. Bu sebeple mektuplarıyla birlikte Âkif’e dair birinci elden kaynaklardan biri daha gün yüzüne derl, toplu olarak çıkarılmış oldu. M.F.K.

GRANİT VE GÖKKUŞAĞI, Viginia Woolf, çev. İlknur Güzel, İletişim Yayınları, 292 sayfa.

Virginia Woolf’un ölümünden sonra eşi tarafından hiç yayımlanmamış yazılarının derlenmesiyle oluşturulmuş olan kitabı Granit ve Gökkuşağı, Temmuz ayında ülkemizdeki okuyucusuyla buluştu. Kitabın ilk bölümü Woolf’un tavizsiz, sert ve keskin edebiyat eleştirilerini kapsayan Kurgu Sanatı, ikinci bölümü ise Biyografi Sanatı’na ayrılmış. Edebiyat ve edebiyatçıda olması gerekenlerin yanında, Woolf, olmaması gerekenlerin de üstünde eleştirel bir bakış açısıyla, titizlikle duruyor. Z.G.O.

IVAN AGUÉLI: ÖZGÜRLÜĞÜN ROMANI, Torbjörn Säfve, çev. Merih Malmqvist Nilsson, İz Yayıncılık, 389 sayfa.

Çağının (19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başları) en yaratıcı insanlarından biri olarak kabul edilen ressam Ivan Aguéli, modernizm ve sembolizmde çığır açmaktadır. Anarşizm ve mistisizmle kesişen hayatı, her geçen gün yeni katılan heyecanlarla dolu bir yaşam sürmesini sağlar. İsveç, Paris, Mısır ve son olarak Barcelona hayatını şekillendiren şehirler. Ve her şehirde farklı bir kisveyle karşımıza çıkan, Swedenborg ve René Guénon’un da müslüman olmasını sağlayan inanılmaz bir kişilik; Ivan Aguéli. Bu sanatkâr, mistik, anarşist ve müslüman yazarın özgürlük hikâyesi olan Özgürlüğün Romanı, yine bir İsveçli müslüman T. Säfve tarafından gerçekleştirilen derin bir araştırmanın neticesi. A.B.

EDEBİYAT EDİMLERİ, Jacques Derrida, çev. Mukadder Erkan-Ali Utku, Otonom Yayıncılık, 498 sayfa.

Yalnızca felsefede değil, edebiyat yazılarında da demir leblebi diyebileceğimiz Fransız düşünür Jacques Derrida’nın edebî incelemelerinden bir derleme olan Edebiyat Edimleri, genel itibariyle Fransız, Alman ve İngiliz edebiyatçıların önde gelen simalarını merkeze alarak, Derrida’nın edebiyat, yapısökümü, politika ve tarih görüşlerini anlamımızda yardımcı oluyor. Kitapta, aynı konular doğrultusunda “Edebiyat Dedikleri Şu Tuhaf Kurum” başlıklı kendisiyle yapılan bir söyleşi de mevcut. Tabi, Derrida’nın çetinliği malumdur; bunun önüne geçmek için de kolları sıvayan editörün, yapısöküm ve Derrida hakkında uzunca bir girişi de mevcut. Yeterli olarak görülmemiş olacak ki, çevirmenlerin de bir sunuşu dâhil olan kitapta, fiyatı dışında her şey çok güzel görünüyor. A.B.

BOĞAZİÇİ’NDE BİR GEZİNTİ, Dionysisos Byzantios, çev. Mehmet Fatih Yavuz, Yapı Kredi Yayınları, 112 sayfa.

Bir şehrin hâlâ nefes alan canlı bir mekânına dair asırlar öncesinden bir selam. Byzantionlu Dionysios hakkında neredeyse hiç bir bilgi yoktur. Eserden, MS 1. ve/ya 2. yüzyılda yaşadığı anlaşılmaktadır. MS 10. yüzyılda kaleme alınan Suda isimli Bizans ansiklopedisinin kaydettiğine göre Dionysios, Anaplous Bosporou’ dan (Boğaziçi’nde Bir Gezinti) başka Peri Threnon (Ağıtlar Üzerine) adlı bir eser kaleme almıştır. Adı geçen diğer eser günümüze ulaşmamıştır. M.F.K.

ARİFLER VE OLAĞANÜSTÜ HADİSELERİN SIRLARI, İbn Sînâ, şerh. F. Râzî, çev. Ömer Türker, Hayykitap, 119 sayfa.

Ariflerin Makamları ve Olağanüstü Hadiselerin Sırları, İbn Sînâ’nın en temel eseri kabul edilen ve felsefesinin bir özeti mahiyetindeki el-İşârât ve’t-Tenbîhât’ın son iki namatı. İbn Sînâ’nın genel olarak tasavvuf görüşlerini özetlediği bu iki bölüm, daha sonraki Meşşâîlerde oldukça derin bir etki bırakmış ve felsefe ile tasavvufu daha da yakınlaştırma yoluna gitmişlerdir. Oldukça önemi haiz bulunan bu iki bölüm, Ömer Türker çevirisi ile farklı bir formatta yeniden karşımıza çıkıyor. Önde gelen İşârât şârihlerinden Fahreddîn Râzî’nin bu bölümlere yazdığı şerhin de kitaba iliştirilmesi, yayın hayatı ve şerh geleneğine yeniden bir aşinalık için epey olumlu bir gelişme. A.B.

ADINI UNUTAN ÜLKE, Sevan Nişanyan, Everest Yayınları, 555 sayfa.

1956’da kurulan Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu’nun çalışmaları sonucu 1965’e kadar on iki bin köy ve kasabanın adları değiştirildi. Eski kayıtların incelenmesi sonucu görüldü ki binlerce yerin ismi değişikliğe uğratılmıştır. Adını Unutan Ülke ile, elimizde değiştirilen bu yerleşim yerlerine dair derli bir çalışma bulunmuş oldu. Yazarın belirttiğine göre, ad değiştirme süreci ilk olarak Abdülaziz ve Abdulhamid döneminde başlamış ve daha sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarında değiştirme işlemi hız kazanmıştır. 1968’de ise acı bir sonuç ortaya çıkmıştır; artık “Türkçe olmayan” hiçbir yer adı kalmamıştır. Z.Ş.S.

ZAMAN İÇİNDE BEDİÜZZAMAN, Cemalettin Canlı-Yusuf Kenan Beysülen, İletişim Yayınları, 648 sayfa.

İlgili ilgisiz her konuda, bilgili bilgisiz herkesin “bir şeyler” konuştuğu veya gevelediği isimlerden biri de Bediüzzaman. Vefatına kadar Cumhuriyet’in gözünde irtica tehdidinin somut hâli olarak görülmüş bir insanın, bu “anlatılar” ve gevelemeler dışında analizini yapan, hayatının dönemlerini derinlemesine irdeleyen bir kitapla karşı karşıyayız. Bitlis’ten Van’a, Afyon’ a, Barla’ya, Ankara’ya, İstanbul’a, Denizli’ye hayatının çizgileri düşen, sürgün edilen, cefa çektirilen bir önderin, Molla Said’in, Said-i Kürdi’nin, Said-i Nursî’nin, Bediüzzaman’nın mücadelesi. M.F.K.

CİNSİYET, IRK, SINIF: KADINLARDAN YENİ BİR BAKIŞ AÇISI, Selma James, çev. A.Sönmez-Sezin Gündoğan, BGST Yayınları, 370 sayfa.

Cinsiyet, Irk, Sınıf: Kadınlardan Yeni Bir Perspektif, Selma James’ in elli yılı aşkın bir süreye yayılan makalelerinin derlendiği bir kitap. Hayatını kadın emeğinin sömürülmesi üzerine mücadeleye harcayan ve bu konuda kadın hareketinin önderliğini yapan yazarın yazılarını oluşturan temel fikir, kadınların dünya üzerindeki işlerin üçte ikisi yaptığı halde dünyadaki yoksulların yüzde 70’ini oluşturmasına dayanıyor. James, sadece kadın hareketini temel alan değil, bütün bunların yanında, hâkim ideolojinin yok saydığı, sindirerek hükmetmeye çalıştığı bütün kimlikleri içeren mücadeleci bir sınıfın oluşmasının öneminden de bahsediyor Cinsiyet, Irk, Sınıf’ta. Z.G.O.

KARDEŞLİĞİN DİLİ, Cihan Aktaş, İz Yayıncılık, 288 sayfa.

Vicdan, İslami kimlik arayışı, İslamcılık denildiğinde akla ilk gelen yazarlardan biri Cihan Aktaş. Bende ise daha kapsayıcı bir yere sahip: Söyledikleriyle Türkiye’nin geleceğine dair başlı başına bir imkân ve umut sebebi. Bir meseleye dair sunduğu örnekler, durumlar, yaşanmışlıklar, içtenliğiyle de kaplanınca, samimi bir hayat tarzı anlatısına dönüşüyor. Kardeşliğin Dili’nde Taraf gazetesindeki yazılarından bir seçmeyi toparlamış oldu, gene vicdanını soluksuz konuşturuyor, Gazze, Batman, Tahran, Beyrut, Diyarbakır istikametlerinde. Ve bu kitaba alınmamış olan bir yazı var, içimde ukde olarak kalmayacak ve ikinci baskısına alınacak inşallah. M.F.K.

KÜLTÜRLERİN YORUMLANMASI, Clifford Geertz, çev. Hakan Gür, Dost Kitabevi Yayınları, 496 sayfa.

Antropoloji ve toplumbilimde büyük bir etki yaratan Geertz’in en temel yapıtı olan ve artık çağdaş klasiklerden sayılan Kültürlerin Yorumlanması, alanında yeni bir kültür düşüncesi yerleştirmeye çalışıyor. Bu çalışma için birçok yerde inceleme ve araştırma yapan Geertz’in kitaptaki amacı, din, ideoloji ve siyasetin üstüne yerleştirilen kültürü yorumsal bir kuram haline getirmektir. Girişte bu kuramı enine boyuna anlatan yazar, diğer bölümlerde insana ve toplumbilime, dine, ideoloji ve siyasete ne şekilde yansıdığından bahsetmektedir. Kitap, bu haliyle, kültür araştırmaları için kaynak eser niteliğinde. A.B.

KAĞIT GEMİLER, Ayşegül Çelik, Yapı Kredi Yayınları, 80 sayfa.

2010 Yunus Nadi Öykü Ödüllü Kağıt Gemiler, Ayşegül Çelik’in son öykü kitabı. Ayşegül Çelik bu öykülerinde masalsı bir dil kullanıyor. Lakin bunu yaparken öyküden uzaklaşma hatasına da düşmüyor. Ölçülü bir şekilde üslubu masalla öykü arasında gidip geliyor. Bununla birlikte öyküler arasında da bağlantılar bulunuyor. Yazar kimi öykünün kişilerini diğer öykünün kahramanı yapıyor. Ayşegül Çelik’in bu tekniği, öykülerle okuyucu arasındaki samimiyeti de artırıyor. İ.R.K.

ÇİMEN TÜRKÜSÜ, Truman Capote, çev. Filiz Karabey Ofluoğlu, Sel Yayıncılık, 118 sayfa.

On bir yaşındaki Collin’in annesinin ölümü üzerine, yakın akraba olan iki yaşlı kardeş Verena ile Dolly’nin yanına gönderilmesinin ve orada yaşananların hikâyesini anlatıyor Çimen Türküsü. Hiç evlenmemiş iki kardeşten biri olan Dolly, hayatını uzun yürüyüşler sonucu bulduğu otlarla hazırladığı, tarifini ise sadece kendisinin bildiği ilacı yapıp satarak, Verena ise evlerinin yöneticiliğini ve kasabanın zengin kadını rolünü üstlenerek geçirmişlerdir. Ancak aralarında gerçekleşen bir anlaşmazlık sonucu Dolly evi yakın arkadaşı olan evin hizmetçisiyle birlikte terk eder. Collin de Dolly’nin yanında yer alır ve yaşamlarına ormanda buldukları bir ağaç evde, aralarına sonradan dâhil olan iki dostlarıyla birlikte devam ederler. Z.G.O.

KİTAPLARDAN KURTULABİLECEĞİNİZİ SANMAYIN, Umberto Eco-J.Claude Carriere, çev. Sosi Dolanoğlu, Can Yayınları, 276 sayfa.

Yazar, düşünür ve semiyolog Umberto Eco ile dramaturg ve sinemacı Jean-Claude Carriere arasında geçen, kitabın 5 bin yıllık tarihini anlatan sohbetlerinden oluşan kitap Can Yayınları’nın Kırkmerak dizisinden yayınlandı. Bu iki büyük edebiyat aşığının neşeli sohbetlerinde daha önce hiç karşılaşılmamış detaylar yer alıyor; koleksiyoncu takıntılarından kütüphane düzenlemesine, tavukların karşıdan karşıya geçme meselesinden kitabın tekerleğe benzemesine kadar eğlenceli, farklı, ilgi çekici konularla, kitap, Diziye yakışır bir yer ediniyor kendisine. Z.G.O.

BAHÇEDEKİ GİDONLARI KROMAJLI PIRPIR DA NEYİN NESİ?, Georges Perec, çev. Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, 96 sayfa.

İsmi sayfadan sayfaya değişen, dağılan, mürekkep lekesine dönüşen bir kahramana sahip Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesi?, Cezayir işgalinde piyon olmamak için debelenen bir asker aday adayına arkadaşlarının bu konudaki mütevazı yardımlarının kısa bir listesini sunuyor. Kitabı şen şakrak bir Türkçeyle okumamızın sebebi çevirmen Cemal Yardımcı, ki kendisi “e” harfi kullanılmadan yazılan Kayboluş’u da “e” harfi kullanmadan çevirmişti. Hepsi bir yana, “bir delikanlı vardı” cümlesiyle başlıyor kitap, yani üniformalıların çok da umurunda olmayan bir vurguyla. M.F.K.

TARİHSEL ROMAN, György Lukács, çev. İsmail Doğan, Epos Yayınları, 440 sayfa.

“Okurlar burada tarihsel drama veya tarihsel romanın gelişimi hakkında bir ders kitabı beklemesin; sadece bu teorik bakış açısından bile temsilî önemi olan yazarların, eserlerin ve akımların tartışıldığını göreceklerdir… Bu kitap asıl anlamıyla tarihsel bir gelişimi yansıtmıyor, fakat yine de bu tarihsel gelişimin ana çizgisini, içerisinde beliren en önemli meseleleri görünür kılmaya gayret ediyor. İkinci belirleyici yöntembilimsel açı, iktisadî ve toplumsal gelişim, bunun içerisinden gelişen dünya görüşü ve sanatsal formun etkileşiminin incelenmesidir.”

AMERİKANOMANYAKLAR, Serge Rezvani, çev. Adalet Ağaoğlu, Kırmızı Kedi Yayınları, 106 sayfa.

Amerikanomanyaklar, çöp tenekeleri ya da parçabohçaları olarak bilinen iki sevimli ihtiyarın, Cypriuche ve Loupiot’nun kara mizah isyanını anlatan bir roman. Cypriuche ve Loupiot Fransa’nın Cannes kentinde 50 yıldır el ele verdikleri hayatlarını çöplerde geçiriyor ve tek bir amaç uğruna yaşıyorlar; arka sokaklarda yakaladıkları Amerikan denizcilerini, her daim ellerinde bulunan ve cinayet aracı olarak kullandıkları şarap şişeleriyle yok etmek. Adalet Ağaoğlu tarafından çevrilen, konusu 2000’lerde geçen ancak 1970 yılında yazılmış bu roman, politik bir taşlama niteliğinde ve büyük bir öngörünün eseri. Z.G.O.

MÜFREDAT.02

MART-NİSAN 2010 KİTAPLIĞI

TAHAMMÜL ŞERİDİ, Cafer Keklikçi, Timaş Yayınları, 96 sayfa.

Timaş’ın başlattığı “Çağdaş Türk Şiiri” dizisi özlediğimiz bir yayım sürecini başlatmış görünüyor. Cafer Keklikçi’nin Tahammül Şeridi de bu dizi içerisinde yayımlandı. Şairin ilk kitabı Tanınma Korkusu ile ikinci kitabı Yasak Bölge arasında yazmış olduğu fakat ikinci kitabına almadığı şiirleriyle açılıyor kitap. Bu şiirler ile, şairin 2007 sonrasında yazdığı şiirler arasındaki fark net bir şekilde ortada. Gittikçe yerini yurdunu seçmiş, anlatmaya daha çok meyleden bir şiire açılıyor Cafer Keklikçi. Şiirlerindeki öfke, eleştiri ve yer yer ilenç de son şiirlerde daha baskın olarak görünen üslup unsurları. M.F.K.

OSMANLILAR, Halil İnalcık, Timaş Yayınları, 320 sayfa.

Dünyada farklı otoritelerce de kabul edilen Halil İnalcık’ın ilmi, araştırmaları ve zekâsı; bu yolda tükettiği altmış yılın birikimiyle birleşerek, alanında önemli bir konuma bir anda yerleşen Osmanlılar’ın altyapısını oluşturuyor. Ünlü tarihçinin, bu imparatorluk hakkındaki genel değerlendirmeleri ve bir takım yeni bilgileri de eklemesi dışında; fetihler, kurumlar, toplum ve özellikle de Hıristiyan Avrupa ile ilişkilere de, araştırmaları sayesinde yeni bir perspektifle bakılabileceğinin örnekleri de yer alıyor. A.B.

LACAN, haz. Nami Başer, Say Yayınları, 208 sayfa.

Kitap, Freud’un yücelttiği psikanalizi yeniden canlandıran düşünür olarak bilinen Jacques Lacan’ın Nami Başer tarafından hayatı ve eserlerinin yanı sıra felsefesinin kapsamlı bir özetini sunuyor. Düşünürün eserleri ve felsefesi üzerine dair yapılan değerlendirme ve tespitlerin yanısıra, eleştirileri de barındırıyor bu bir nevi Lacan risalesi. Kitapta farklı bir Freud okuması sağlamaya çalışan Lacan’ ın, psikanalizin dokunduğu unsurların daha ne kadar genişletilebileceğini de tespit etmek mümkün. A.B.

SÂLİK YOLA DÜŞÜNCE, Yılmaz Yılmaz, Okur Kitaplığı, 111 sayfa.

Temel meselesi tasavvuf olan bir öykü kitabı Sâlik Yola Düşünce. Samimiyeti, kıymet bilmeyi, acizliği barındıran hikâyeler bunlar, yer yer “bunlar yalnızca hikâyelerde mi kaldı” diye düşündürecek kadar hatta. Yılmaz Yılmaz bu ilk kitabında duru bir dille hikâyeler yazan bir yazarın edebiyat içerisinde yer almasını haber veriyor, çok sesli bir şekilde değil, daha içe dönük, kırılgan va naif bir biçimde. On beş hikâyenin yer aldığı kitabı başlıklar arasında göz gezdirmem sonucunda “Meczup Mustafa” hikâyesinden okumaya başladım, pişmanlık duymadım, belirtmek isterim. M.F.K.

SANATTA VE EDEBİYATTA ELEŞTİRİ, Walter Benjamin, çev. Elçin Gen-Mustafa Tüzel, İletişim Yayınları, 200 sayfa.

Pozitivist zihnin getirdiği maddeci anlayışa belki de döneminin en sert eleştirisini getiren Frankfurt Okulu temsilcilerinden olan Walter Benjamin’in modern eleştiri kavramını ele aldığı bu eserde, eleştiriyi, bir eserin yorumlaması olarak değil, tamamlanması olarak gördüğünü belirtir. “Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı” altbaşlığıyla yayımlanan kitabın bu başlığı aslında Benjamin’in doktora tezi. Ve bu tezde düşünür, eleştiriye hakettiği yeri vermek peşinde. A.B.

BİR VEFA DAHA: SON İLÂVELER, İsmet Özel, Şûle Yayınları, 191 sayfa.

Of Not Being A Jew kitabı İsmet Özel’in son kitabı olmadı, böyle olmakla da kalmadı özellikle o kitaptan sonra şairin şiirlerinde belirgin bir değişim görülmeye başlandı ve bu değişimi çözmede bugüne değin net bir fikir belirtmiş birini tanımıyorum, bir cevap alacağımı düşündüğüm son dönem yetkin şairleri de dahil. Hâl böyleyken İsmet Özel’in bu Of Not Being A Jew’in üçüncü cildi sayılabilecek Bir Vefa Daha kitabını diğer iki kitapla bir arada değerlendirip, Erbain ve Bir Yusuf Masalı’ndan sonra şairin üçüncü kitabı olarak toparlanacağını ümit etmekten gayrısı nafile. İsmet Özel’in bugün yazdığı şiirlere uzak diyarlardan bakıldığında daha anlaşılır yorumlara gidilebileceğini düşünüyorum. M.F.K.

JEAN-PAUL SARTRE: TARİHİN SORUMLULUĞUNU ALMAK, haz. Zeynep Direk-Gaye Çankaya, Metis Yayınları, 190 sayfa.

Sartre’ın geç dönem düşüncesi üzerine metinlerden oluşan kitap, dokuz yazarın dokuz makalesinden oluşuyor. Yayıma hazırlayanlar, kitaba Tarihin Sorumluluğunu Almak adının verilmesini, Sartre’ın tekil öznelerin Tarih’in doğrudan failleri olduğunu vurgulamasıyla açıklıyor. İkinci dönem düşüncesinde ünlü düşünür, bireysel sorumluluk ve toplumsal sorumluluk arasındaki organik bağa işaret eder ve etik ile siyasete yönelik düşüncelerini barındırır. Bu doğrultuda kitapta, hem ikinci dönem düşüncesini felsefe tarihinin başka figürleriyle karşılaştırmalı olarak inceleyen metinlere, hem de filozofun Tarih’i ele alışını belli açılardan eleştiren metinlere yer verilmiş gözükmektedir. A.B.

TROÇKİ: YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN, Tarık Ali – Phil Evans, Agora Kitaplığı, 195 sayfa.

Kuşkusuz 20. yüzyılın trajik kahramanlarından biri söz konusu olduğunda -bilenler için- akla ilk Troçki gelir. Stalinist bir kıyıcının baltasıyla 1940 yılında son bulan Leon Troçki’nin hayatının hedef olmasında, devrimci bir siyasetçi, ehil bir siyasi analist, iyi bir tarihçi ve güçlü bir hatip olmasının çok büyük etkisi var. Troçki’nin eserlerini okumaya başlamadan önce, okunmasında fayda olabilecek, öngörülerine, analizlerine, değerlendirmelerine giriş niteliğinde bir rehber kitap bu. Z.G.O.

NIETZSCHE, Gilles Deleuze, çev. İlke Karadağ, Otonom Yayıncılık, 144 sayfa.

Daha önce yayımlanmış ancak yeniden gözden geçirilen eser, Nietzsche üzerine Deuluze’ün bir takım çalışmalarından oluşmaktadır. Filozofun yaşamı, felsefesi ve eserlerinin özetlendiği, Bataille’in kitabına göre oldukça özet niteliğinde olan kitabın en dikkat çeken tarafı Nietzsche’nin temel kişilikleri için kısa ama mahiyeti oldukça önemli bir sözlükçe. Kitabın bir artısı da, yine Deuluze’ün seçtiği doğrultuda eserlerinden bir takım alıntıların da yer alması. A.B.

ZÜLEYHA: HÜZÜN BULUTLARINDA AĞLAYAN KADIN, Zeki Bulduk, Hayykitap, 191 sayfa.

Bir kıssayı, meseli tekrar yazmayı seçmek her yazarın kendine dert edindiği bir şey değildir. Zaten yazar olarak anılan herkes de bunu yapabilecek kalibereye sahip olmaz. Zeki Bulduk, hayat ve ölüm aralığından bakıp da gördüğü hâliyle her meseli yazmaya kalemi yetkin bir insan sanki, öyle içten ve duru ve samimi. Züleyha kıssası bu yetkinlikle yeniden kaleme alınmış ve bu ince eser ortaya çıkmış. Ölçülü ve neyi nerede söyleyeceğini bilen, susacağı yeri önceden yoklamış bir üslup Zeki Bulduk’unki: “Rüya yorumcusu bir peygamberse, yazıcıya “Bidayeti âla olanın nihayeti arş-ül âla olur” demekten gayrı söz düşmez.” M.F.K.

SEMA VE ÂLEM, İbn Sînâ, çev. Harun Kuşlu-Muhittin Macit, Litera Yayıncılık, 189 sayfa.

Yirmi iki kitaplık bir eserler dizisi olan İbn Sînâ’nın en büyük şaheseri Kitâbu’ş-Şifâ, Litera tarafından Türkçe’ye, orijinal metinleriyle karşılıklı olarak kazandırılmaya devam ediliyor. İbn Sînâ’nın cisimler, kuvvetler, hareketler ve semavî unsurları ele aldığı bu felsefî eserde İbn Sînâ, temel görüşlerinden birini ortaya atıyor: Bilinen dört unsurun dışında bir de semavî ve yalın bir unsur daha mevcuttur; ve bu unsur, her mükemmel gibi döngüsel hareket etmektedir. Beslendiği felsefî geleneğe de yer veren filozof, yer yer bu gelenekte hatalı bulduğu düşünceleri eleştirmektedir de. İbn Sînâ, güçlü kalemi ve yoğun felsefesiyle ilgilileri bir kez daha hayran bırakıyor bu eserde. A.B.

YANARDAĞIN ALTINDA, Malcolm Lowry, çev. Sinan Fişek, Can Yayınları, 464 sayfa.

Yanardağın Altında, dipsomani derecesinde alkolik olan Lowry’ nin, delilikle iç içe geçmiş hayatının bir güne sığdırılmış yarı otobiyografik bir izdüşümü. Fransız bir yayıncının “Yanardağın Altında, dünyayı peşinden gidenler ve diğerleri diye ikiye ayıran bir ‘kült roman’dır.” diye tanımladığı roman, 38 yılının Meksika’sında alkolik bir konsolosun bir gününü anlatıyor. Kendini adım adım ölüme götürür gibi tükettiği alkollü yaşamını anlatırken, yazar, aynı zamanda romanın geçtiği İkinci Dünya Savaşı dönemindeki insanların sarhoşluğunu da gözler önüne seriyor. Z.G.O.

UNUTULMUŞ SINIRLAR, Andrew Hess, çev. Özgür Kolçak, Küre Yayınları, 325 sayfa.

İslam medeniyeti üzerine oldukça çalışması bulunan Andrew Hess’in, Fernand Braudel’den bu yana gerçek bir değer olan Akdeniz üzerine olan çalışmalarından biri olan bu çalışma, 16. yüzyıldaki Akdeniz’in iki büyük imparatorluğu, Osmanlı ile İspanya’nın mücadelesini konu ediniyor. Bu iki büyük medeniyetin ayrımlarını, ortak noktalarını yine Braudel’de olduğu gibi bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Unutulmuş Sınırlar, Türkçe literatür için oldukça önemli bir konumda olduğunu gerek araştırma yöntemi, gerekse konuya yaklaşım tarzı ile apaçık gösteriyor. A.B.

SOĞUK KAZI, Birhan Keskin, Metis Yayınları, 63 sayfa.

Metis, Birhan Keskin’in daha önce yayımlanmış şiir kitaplarından Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Yirmi Lak Tablet ve Yeryüzü Halleri kitaplarını Kim Bağışlayacak Beni isimli bir başlıkla yeniden yayımlamış ve ardından sırasıyla Ba ve Y’ol ile kesiştirmişti yollarımızı. Okuyucusunun aklını karıştırmayı sevmeyen, yalın imgeler besleyen ve şiirlerinde küçük öyküler anlatan bir şair Birhan Keskin.  Soğuk Kazı ile de bundan vazgeçmiyor ve okuyucusunun canına okumaya devam ediyor. Daha ilk girişte selam niyetine çakıyor ilk yumruğu: “Dünyaya tortullar tabaklar yarlar gerektir/ İçerde çok yanmışa dışarıda karlar gerektir” ve ilerledikçe yorgun düşürüyor. Z.G.O.

İLİŞKİLER, Ian McEwan, çev. Dilek Şendil, Turkuvaz Kitap, 136 sayfa.

Çarpıcı bir roman ve öykü yazarı desek McEwan için pek de abartmış olmayız sanırım. Yedi öyküden oluşan İlişkiler, yazarın şimdiye dek alıştığımız tarzını yansıtmaya devam ediyor. Aslında hiç de sıra dışı olmayan kitaplarını bu kadar sarsıcı kılan ise hiç şüphesiz yaklaşımındaki açıklık. McEwan, İlişkiler’inde de çok boyutlu bir yaklaşımla, birçoğumuzun gerçek hayatta duymaktan, dinlemekten hoşlanmayacağı öyküler anlatıyor. Öykülerin içeriğini ise kitabın başlığı oldukça net biçimde yansıtıyor. Z.G.O.

İSLAM ESTETİĞİNE GİRİŞ, Oliver Leaman, çev. Nuh Yılmaz, Küre Yayınları, 278 sayfa.

Kitabına “İslam sanatı hakkında en çok yinelenen on bir hata” bölümüyle giriş yapıyor Leaman. Burada sıraladığı başlıklarda öncelikle İslam sanatı hakkında zihinlerde yer almış hatta kalıplaşmış meseleleri temizlemeye girişiyor öncelikle, kitabın en iyi yanlarından biri bu. Daha sonrasında İslam sanatını oryantalist bakış açısının dışında bir bakışla inceleme maksadıyla edebiyat, müzik, ev ve bahçe gibi bölümler altında, bu alanlardaki yansımalarına dönük tafsilatlı açıklamalar ve yorumlar getiriyor. Oryantalist bakış açısının dışında bir bakışla incelerken, Avrupa-merkezci bir tahayyülün izine düşülmesine karşı ise kitabı okurken ihtiyadı elden bırakmamalı. M.F.K.


ÇİÇEKLERİN KÜLTÜRÜ, Jack Goody, çev. Mehmet Beşikçi, Ayrıntı Yayınları, 630 sayfa.

Jack Goody, antropolog ve tarihçi. Sosyal değişimleri, tarihin detaylarını irdelediği kitaplarının yanında bazılarının çok ciddiyetsiz bulacağı bir konu üzerine, çiçek kültürü konusunda da detaylı bir araştırma hazırlamış. Eşsiz bir kitap bu, “çiçeğe dair aklınıza ne gelirse ondan bir bahis var” diyeceğim ama çiçeğe dair bu kitaptaki kadar meselenin aklımıza gelebileceğini düşünmüyorum. Çiçekler hakkında doğuda ve batıda her ne varsa toparlanmış, önümüze konulmuş vaziyette. Böyle bir eserin eksiksiz olabileceğini düşünmemekle birlikte ilk bölümün başlığının yeterince cazip bir davet olduğu düşünüyorum: “Afrika’da hiç çiçek yok mu?” M.F.K.


POSTMODERNİZMİN ABC’Sİ, Ali Akay, Say Yayınları, 175 sayfa.

Tam olarak ne zamanla, nerede ve hangi düşünürle başladığı çok da kestirilemeyen ve sürekli bir tartışma konusu olan Postmodernizm, son otuz kırk yılda Türkiye’de de tartışılır hale gelmiştir. Ali Akay bu eserinde, süregelen tartışmalara sanat, şehircilik ve sosyal teorinin harmanlanmasıyla oluşan bir toplumsallaşma üzerinden yaklaşıyor. Eser, postmodernizmin sadece teorik olan tarafıyla değil, romanlara filmlere kadar içeri giren detaylarıyla da dikkat çekiyor. Postmodernizmin çok derin olmasa da, genel hatlarıyla bir haritasının çizilmesi için iyi bir abece. A.B.


VE… SONRAKİ HAYATTAN KIRK ÖYKÜ, David Eagleman, çev. Duygu Akın, Domingo Yayıncılık, 125 sayfa.

David Eagleman sinirbilimci bir deli. Deli dememiz elbette gerçek manada bir deliliğe işaret ettiğinden değil, kolay kolay yapılmaya cesaret edilemeyecek olanı yapmasından. Tanrı’yla oyun oynar gibi bir hali var Ve…’sinde. Halden hale, durumdan duruma koyuyor ölümden sonra karşılaşacağımız tanrıyı. Değişik insani özellikler ve boyutlar kazandırıyor. Senaryolar sadece tanrı fikrine bağlı olarak değil, aynı zamanda karşılaşabileceğimiz ihtimaller üzerinde de duruyor ve Eagleman bununla birlikte gelenekselliğin oldukça dışına çıkıyor. Bu haliyle bize oldukça yabancı gelen kitap, önyargısız yaklaşıldığında, kuvvetli bir hayal gücünün ürünü olarak değerlendirilebilecek boyutta bir özgünlük taşıyor. Z.G.O.


KİREÇ, Ömer Erdem, Everest Yayınları, 92 sayfa.

Bu son kitabında için Ömer Erdem, “o içimdeki sürekliliğin canıma batan, içimde kırılan, dıştan görülen bir yüzü” diyor. “Kıskanmak”, “Bağdat”, “9. Kat”, “Çakal”, “Tuz” şiirlerinde açık ve sert şekilde bir eleştiriyi ilk defa görüyoruz Ömer Erdem şiirinde. Kireç’ten önceki kitaplarınının toparlandığı Evvel ile birlikte bakıldığında bu son kitabında, Ömer Erdem şiirinin farklı bir hâlle yüzeye çıktığını görebiliriz. “ölüp gidiyor işte tavşanın kuyruğu/omuzları ölüp gidiyor çiftçilerin/luilerin köpekleri ölüp gidiyor/sular ölüp gidiyor kardeşim, şiir/gelen ölüyor giden ölüp gidiyor sonunda”. M.F.K.


CİHAN PAYİTAHTI İSTANBUL: 2500 YILLIK TARİHİ, Önder Kaya, Timaş Yayınları, 368 sayfa.

Daha önce Küre Yayınları’ndan yayımladığı iki muhteşem İstanbul kitabıyla dikkat çeken Önder Kaya, yine İstanbul üzerine ve yine aynı muhteşemlikte yeni yapıtıyla karşımızda. Şehir tarihçiliğindeki daralmayı açma amacıyla yola çıkan ve bu minvalde daha önce Bizans ve Fatih dönemindeki İstanbul’u anlatan Kaya, bu kitabında ise daha geniş bir tarihi ele alıyor. Günümüze kadar getirdiği İstanbul’un tarihini, fotoğraf, gravür ve çizimlerle süsleyerek bir İstanbul tarihi başyapıtını oluşturuyor. A.B.


OĞLUMUN ÖYKÜSÜ, Nadine Gordimer, çev. Seçkin Selvi, Can Yayınları, 266 sayfa.

Hayatı boyunca asıl meselesi ırk ayrımcılığı olan Gordimer’in bu hassas tutumunu, bütün eserlerinde, siyahîlere uygulanan zulüm, insanlık dışı muameleler olarak görmek mümkün. Oğlumun Öyküsü, siyahî bir öğretmen olan Sonny’nin, ırkçı yönetimin siyahîlere uyguladığı katle karşı koyarak ayaklanmaya katılmasının ve bu yüzden hapse düşmesinin öyküsü. Hapisteyken davasını sürdüren uluslararası bir insan hakları kuruluşunun temsilcisi olan beyaz bir kadınla yaşadığı aşkı ve bununla birlikte gelen suçluluk duygusunu, hesaplaşmalarını, oğluyla ve kendi ırkından insanlarla yaşadığı gerilimi, Sonny’nin oğlunun anlatımından dinliyoruz Oğlumun Öyküsü’nde. Z.G.O


HAYATINIZI MAHVETMEDEN ÖNCE NEDEN KAFKA OKUMALISINIZ, James Hawes, çev. Suğra Öncü, Sel Yayıncılık, 243 sayfa.

Belki de üzerinde en çok tartışmanın döndüğü yazar olan Kafka hakkında bilinen ve bilinmeyenler üzerinden ince bir araştırma ve inceleme kitabı Hawes’in çalışması. Hakkında dönen efsanelerin eleştirisinden, asla düşünülmeyecek yönlerinin de bir derlemesinden oluşan kitap, Kafka’nın etkilendikleri yazarlar, ona yöneltilen eleştiriler ve şaibeli bilgilerdeki gerçekleri de barındırıyor. Kısacası kitap, gerçek bir Kafka profili    çiziyor. Kitabın yazarı, hayatın mahvolmasından önce Kafka okunması gerekliliği üzerinde oldukça iddialı. A.B.


“HER ŞEYİN SONUNDAYIM”: TEZER ÖZLÜ-FERİD EDGÜ MEKTUPLAŞMALARI, haz. Burak Fidan, Sel Yayıncılık, 111 sayfa.

Ferid Edgü’nün bu kitabın önsözünde yazdığı gibi Tezer Özlü “yazmanın yalnız estetik ir sorun değil, aynı zamanda etik bir sorun olduğunu” da okuyucuya gösteren bir yazardır. Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk’taki yalın, katıksız, çıplak anlattığı kendi yaşamından kareler yaşamınızın herhangi bir yerinde gözünüzün önüne gelebilecek parıldayan bıçaklardır, yaralar ve acıtırlar. Bu mektuplaşmalar da aynı hâllerin kıskacında yazılmış belli ki, Paris/İstanbul/Ankara aralıklarında iki usta yazarın, daha çok da Tezer Özlü’nün iç dökümleri. M.F.K.


DÜĞÜN EVİ, Necib Mahfuz, çev. Aslı Çıngıl, Turkuvaz Kitap, 143 sayfa.

Benim kanaatim öyle ki bir okuyucunun bir öyküde veya bir romanda aradığı şeylerden biri de yazarın şaşırtabiliyor olması. Necib Nahfuz, nâm-ı diğer Ortadoğu’nun Balzac’ı ise Düğün Evi’nde şaşırtırken hayal kırıklığına uğratıyor. Romanın başından itibaren karşımıza acımasız bir katil olarak dikilen kahramanın kendisi anlatmaya başladığında, aslında duygusal ve romantik bir ergen olduğu sonucuna varmak okuyucuyu memnun etmekten çok uzakta kalıyor. Ama bunun yanında Necib Mahfuz, ülkemizde sayılı örneğini görebildiğimiz diğer romanlarında olduğu gibi bu romanında da Mısır’ın toplumsal gerçekliğine küçük karakterleri kullanarak ayna tutuyor. Z.G.O.


KLİŞELERİN DİKTATÖRLÜĞÜ, Anton C. Zijderveld, çev. Kadir Canatan, Açılım Kitap, 200 sayfa.

Yıkılması en zor olan diktatörlüklerden birinden bahsettiğinin farkında yazar, kimi zaman yıkılıp yıkılmaması arasında kalınmasından doğan şaşkınlıktan da kaynaklanmakta. İngiliz yazar Evelyn Waugh’tan yaptığı alıntıyla “Klişelerden kaçınamayız ama onlara fırsat da vermemeliyiz” ikircikliğinde kalınması fazla bir şeyi değiştirmiyor bence çünkü birkaç satır üstte yazar klişelerin neden zararlı olduğunu açıkça belirtiyor: Klişeler “eleştirel tefekkürü ortadan kaldırmaktadır.” Hâl böyleyken yazar da net cümlelerle klişelere “karşı” nasıl setler kurabileceğimiz konusunda fikirler sunuyor. M.F.K.


HER ŞEY HAKKINDA BİR ÖYKÜ, Kamil Yıldız, Okur Kitaplığı, 110 sayfa.

En başta söylenmesi gereken, Kamil Yıldız’ın konuşkan bir hikâyeler yazdığı. Bu üslup sayesinde okuru karşısına oturmaya mecbur edip sohbetini dinletiyor, mecbur ediyor diyorum çünkü büyüklerden dinlenilen eski zaman hikâyeleri, destanları, masalları gibi anlatılanın sonralarında olacakları merak etmekle meşgul oluyorsunuz. Yazar da fazla söze yer vermeden, olabildiğince rahat ve net bir hâlde derdini anlatıyor size, bir kıraathanenin önündeki tabureye oturmuş gelen geçenleri dikkatle incelerken kaçak tütünden sardığı cıgarasını derin nefeslerle tüketen bir dedenin ses tonuyla. Kamil Yıldız, ilk kitabıyla iyi bir hikâyeci olduğunu ispatlıyor. M.F.K.


ÇİN VE DÜNYA, Harry G. Gelber, çev. H. Hülya Kocaoluk, Yapı Kredi Yayınları, 439 sayfa.

Çin ve Dünya’nın tarihçesi MÖ 12. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Bu doğuş sürecinden başlayarak günümüze kadar on dört bölüme ayırdığı kitapta yazar, diğer tüm tarihsel nesneleri bir yardımcı unsur konumuna getirerek, araştırmasının merkezine Çin’in yabancı ülkeler, kültürler ve medeniyetler ile kurduğu ilişkileri koyuyor. Kitaba asıl rengini katan ise, sıkıcı araştırma üslubundan sıyrılmış bir üslubun ötesine geçmesi ve bunu sağlamak için de felsefe, düşünce ve sosyal alanla ilgili bir takım ayrıntılara da özellikle değinmesi. Çin ve Dünya, konusunun işlenişi açısından gayet başarılı bir yapıt. A.B.

SABIR TAŞI, Atiq Rahimi, çev. Volkan Yalçıntoplu, Can Yayınları, 103 sayfa.

Türkçede yayımlanan ikinci kitabı Atiq Rahimi’nin. Toprak ve Küller, 2006 yılında TİB Kültür Yayınları tarafından yayımlanmıştı. Afgan-Sovyet savaşı sırasında Fransa’ya göç etmiş bir Afgan Atiq Rahimi. Toprak ve Küller’den damağımda kalan tadın çekimiyle Sabır Taşı’nı okumaya başladığımda, daha alımlı bir üslupla karşı karşıya buldum kendimi. Fakat yazar, kocası savaşta yaralanmış ve hiçbir şeye tepki veremez hâlde odanın ortasında yatan bir kadını anlatıyor bize ve ülkesinden ayrıldıktan sonra toplumuyla arasına mesafe koymuş her doğulu yazarın yaptığında olduğu gibi “kadın” meselesini anlatmayı beceremiyor. Olabildiğince sert eleştiri yapayım derken, karakterdeki değişimleri okuyucuya tam verememek gibi bir kuyuya hapsoluyor. M.F.K.

BİR SOLGUN ADAM, Selçuk Baran, Yapı Kredi Yayınları, 248 sayfa.

Mehmet Taşçı, emekli bir bankacı. Emekli olduktan sonra evini, eşini ve kızını terk edecek kadar bezmiş bu hayatın keşmekeşinden. Kendi hayatını terk edip yine kendi hayatını yaşamak üzere taşınmış bir çatı katına. Oradan oraya savurmuş kendini ama içini kaplayan boğucu yalnızlığından, umutsuzluğundan, sıkıntılarından kurtulamamış. Selçuk Baran, Mehmet Taşçı’yı günlüğüyle, yani kendi ifadeleriyle, kendini kendine ifade ediş biçimiyle tanıtıyor. Z.G.O.

DOĞA VE DİL ÜZERİNE, Noam Chomsky, çev. Ayşe Banu Karadağ, Sözcükler Yayınevi, 255 sayfa.

Dilbilimde önde gelen otoritelerden biri olan Chomsky’nin dil, zihin ve beynin fonksiyonları hakkındaki iki makalesinin yer aldığı eserde, kitabın editörleri olan Adriana Belletti ve Luigi Rizzi’nin ünlü düşünürle yetinmecilik üzerine yaptıkları bir söyleşi ve yine düşünüre ait “Laik Bağnazlık ve Demokrasinin Tehlikeleri” adlı bir de makale yer alıyor. Chomsky’nin bu eseri, tıpkı diğerleri gibi dilbilim kuramının esaslarını anlamamız için iyi, iyi olduğu kadar da zor bir metin. A.B.

ESKİ UYGARLIKLARIN ŞİİRLERİ, Talât S. Halman, TİB Kültür Yayınları, 653 sayfa.

İlk defa 1974 yılında yayımlanmış, kaybolmaya yüz tutmuş bir kitap elimdeki. Şiir söz konusu olduğunda da neredeyse dil devriminden öncesine gidilemeyen bir dilde, eski uygarlıkların yazılı veya sözlü şiirlerini okuyor olmak eşsiz bir hazine muhasebesinde. Eski Uygarlıkların Şiirleri’nde, Mezopotamya, Mısır, İbrani, Yunan, Çin, Sanskrit, Latin, Japon, Arap, İran ve “çeşitli eski şiirler” başlığı altıda Ermeni, Sinhal ve İzlanda yazılı şiirlerinden örneklerin ardından ikinci kısımda, Kızılderili, Hindistan, Borneo, Endonezya, Malezya, Eskimo, Afrika, Meksika, Maya, Aztek, İnka ve Peru gibi uzak uygarlıklardan sözlü şiirlere yer veriliyor. Talât S. Halman’ın hazırladığı bu eşsiz antoloji, tam bir medeniyetler toparlanması. M.F.K.

MÜFREDAT.01

OCAK-ŞUBAT 2010 KİTAPLIĞI

2009 ŞİİR YILLIĞI, haz. Baki Ayhan T, Yapı Kredi Yayınları, 262 sayfa.

TÜRK ŞİİRİ 2008-2009, Hakan Arslanbenzer, Fayrap Kitap, 336 sayfa.

Şiir yıllıkları son yıllarda çokça üzerinde konuşulan derlemeler olmaya başladılar, buna birkaç koldan yıllıklar yayımlanmasının büyük payı var elbette. Belli bir rakımda devam ettiği sürece ve haklıya hakkı teslim edildikçe bu tartışmaların bir zararı olduğunu da düşünmüyorum. Baki  Ayhan T. tarafından hazırlanılan Kitap-lık ile birlikte verilen yıllığında önceki yıllardaki çizgisini koruyor. Genelde yıllıklarda böyle oluyor, bir çizgi tutturulduktan sonra aynı şekilde devam, zira hazırlayanın beğenisine tâbi olunduğu için şaşılacak bir durum da değil bu. Hakan Arslanbenzer, geçen yıl ara verdiği yıllık çalışmasını bu yıl iki yılı kapsayan bir yıllık çıkararak telafi etti. Şairleri dönem ve akım olarak tasnif etmesi, şiirleri hakkında kaydettiği notlar, yani ki kullandığı yöntem bakımından en derli toplu yıllık olan Türk Şiiri 2008-2009, şairin de kendi çizgisini ilerlettiğinin bir göstergesi aynı zamanda. [Burada Ocak ve Şubat aylarında yyaımlanan kitaplara değindiğimiz için Mustafa Aydoğan’ın hazırladığı Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı’nın sadece ismine değinmekle kalıyorum.] M.F.K.

OSMANLI SONRASI ARNAVUTLUK (1912-1920), Avlonyalı Süreyya Bey, çev. Abdülhamit Kırmızı, Klasik Yayınları, 472 sayfa.

Arap, Fars ve Türk gözüyle Osmanlı’nın ardından Balkanlardan birinin gözüyle Osmanlı da serisine başladı bu kitapla. Arnavutluk’un Osmanlı’ya dâhil olmasından bu yana üst düzey devlet kademelerinde görev yapmış bir ailenin üyesi olan Avlonyalı Süreyya Bey’in hatıraları, Avusturya ve İtalya gibi Avrupa devletlerinin ve Balkanlar’ın yakın tarihinin karanlık noktalarına ışık tutacak bir nitelikte. Karışık bir dönem, önemli olaylar, önemli yaşamlar ve önde gelen kişiler. A.B.

İNSAN HÜRRİYETİNİN METAFİZİK TEMELLERİ, Gürbüz Deniz, Litera Yayıncılık, 223 sayfa.

İslam dünyasında bireyin irade varlığı kader meselesiyle bağlantılı olarak Hz. Peygamber zamanında başlamış, daha sonraları siyasi kamplaşmalar bu meselede derin ayrışmalara neden olmuştur. Her görüş sahibi kendisini meşrulaştırmak için Kur’an’a, sünnete gitmiş ve kendisine zemin hazırlayacak önemli miktarda malzeme de bulmuştur. Bu kitapta müslüman Meşşâî filozofların bu konu hakkındaki görüşlerinin sunulması hedeflenmiş. Felsefi açıdan insan hürriyetine bakmak, İslam düşüncesi açısından meseleye farklı bir gözle bakmayı denemek olacaktır. Çalışma, temel kaynakları kullanması açısından da bir ilk teşkil etmekte. M.F.K.

BANA YALAN SÖYLEME!, John Pilger, çev. Mehmet Harmancı, Agora Kitaplığı, 608 sayfa.

Dünyada vicdanının zembereğinde cümlelerini kuran az sayıda gazeteci var ve adları sakıncalılar listesinde her daim yer alır. Irak’ın işgali sürecinde ve sonrasında güncel vakıalar olarak da tanık olduğumuz hak ihlallerinin ve emperyalist sömürülerin peşinde iz süren Robert Fisk, Amira Hass, Anna Politkovskaya, James Cameron, Eduardo Galeano, Jo Wilding, Edward W. Said gibi araştırmacı gazetecilerin haberlerinden ve ortaya çıkardıkları gerçeklerden bir derlemeyi barındırıyor bu kitap. Zulmü, işkenceyi, infazı, sömürüyü yerinde görüp şahit tutulan ve kayda geçiren vicdan sahibi gazetecilerin bu ifşaatları parça parça görülen haksızların yekpare bir görüntüsünü sundukları Bana Yalan Söyleme! eşsiz bir kaynak. M.F.K.

OSMANLI ŞEHRİ, Turgut Cansever, Timaş Yayınları, 240 sayfa.

Bilge Mimar’ın daha önce yayımlanan üç kitabını yeniden külliyatı dahilinde yayımlayan Timaş son olarak da üstadın dergi sayfalarında kalmış yazılarını bir araya getirip yayımladı ve Osmanlı Şehri kitabı ortaya çıktı. Mimarlık külliyatında farklı üslubuyla dikkat çeken ve bu üslubunu Müslüman olmasından devşiren yazar, yazılarında meselleri, aforizmalarıi hadisleri kullanmasıyla ayrı bir yer edinir. Osmanlı Şehri’nde de insana doğru evinden yola çıkarak bir bütünlüğe doğru yol alıyor Cansever, her yazısında ve mimarlık anlayışında olduğu gibi, insanı merkeze alarak. M.F.K.

YOKSULLARIN VE ŞAİRLERİN KİTABI, Cahit Koytak, Timaş Yayınları, 349 sayfa.

Cahit Koytak’ın geçen yıl önce Taraf’ta neşredilen daha sonra kitap hâlinde Pınar Yayınları’ndan yayımladığı Gazze Risalesi sessizlikle karşılanmıştı. Şimdi yayıma hazır tüm kitapları tek tek yayımlanıyor. Yoksulların ve Şairlerin Kitabı’nın ilk cildinde çıraklık yılları, yol şarkıları, yol arkadaşları, ‘yol’un arkadaşları, yolun ve rüzgârın kız kardeşleri, yolun ayartmaları ve bizanslı şairler bölümleri bulunuyor. Üç ciltten oluşacak olan kitap birinci cildinde, İmrül Kays’a, Lao Tzu’ya, Dante’ye, Turgenyev’e, Sapho’ya, Harranlı Müneccim’e uğruyor. ”Bu bir derleme değil, sevgili okuyucu, bu bir güldeste değil;/Bir evsizin çulları, partalları gibi/Meyhane kapısının önüne serilmiş gözükse de,/Dağı taşı, kurdu kuşu, çimeni çiçeği, ağacıyla/Doğa gibi yekpare bir kitap, yoksulların ve şairlerin kitabı, bu!” M.F.K.

BİLİMLER TARİHÇİSİ: FUAT SEZGİN, Sefer Turan, Timaş Yayınları, 208 sayfa.

Bir deryadır Fuat Sezgin. Çalışmaları, eserleri, derlemeleri. İnanılması güç işler başarmıştır çağımızın büyük âlimi. Bir bakarsınız Buhari’nin kaynaklarının peşindedir, bir bakarsınız İslâm medeniyetinin bilim ve tekniğinin peşinde. İşte bu kitap, Sezgin’in altmış yıllık mesaisinin, hayatı, çalışmaları, eserleri ve önemli tespitlerini içeren bir konuşma dizisi. Başlı başına bir “yolda yürüyenin” peşinden gitme çabası. A.B.

ÖLÜMÜN DÖRT RENGİ, Dücane Cündioğlu, Kapı, 127 sayfa.

Dokunmadık kavram, mesel, kavrayış bırakmamaya and içmiş gibi yazan Dücane Cündioğlu son kitabında ölüme yelteniyor. Yeltenmekle kalmıyor her daim olduğu gibi, el attığı meseli tüm yol ve yordamlarıyla didik edip okurun dikkat nazarına sunuyor. Ölümü renge büründürmek her kula nasip olmaz, ki Cündioğlu çağrısını buradan yapıyor. ”Sözüm, yollardan bir yola müntesib olanlara” diyor, sözünün değeceği cemaati ayırdediyor illaki ve onları kırmızı, beyaz, yeşil, siyah denildiğinde bundan gayrı her birinde yekpare bir ölümün basamak basamak gerçekleştiğini akletmeye çağırıyor. Nihayetinde dengeyi sağlayacak, hakikati âyân edecek cümlemiz hazır: ”Rengârenk öleceksin ey tâlib!” M.F.K.

TARİHİN SONLARI, Gregory Elliott, çev. Deniz Keskin, Versus Kitap, 138 sayfa.

Her bir son yeni başlangıca delalet eder. Elliott’un bu kitabı da, son dönemlerin belki de en çok tartışılan konusunu, yani tarihin sonu meselesini tartışıyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen dört düşünürden yola çıkılarak yazılan dört başlangıç yazısı. Büyücü ve mezar kazıcı Marx, tam hâkimiyet düşünürü Fukuyama, şaşırtıcı fikir adamı Hobsbawm ve bir geri dönüşçü Perry Anderson. Gregory Elliott, bize bu farklı yollardan bütünlük oluşturmaya ve bu yolun sonunda da “eniden başlamaya”davet ediyor. Yazara kulak vermek lazım. A. B.

İZLER, Ernst Bloch, çev. Suzan Geridönmez, İletişim Yayınları, 272 sayfa.

“Evet, siz yağmur yağdığını düşünün sadece. Bunu hisseden ve aniden buna hayret eden, çok geride, çok ilerideydi. Aslında dikkatini çeken şey azdı ama yine de birdenbire tüm soruların kökenine yaklaşmıştı. Gençlikte genellikle böyle açık ve saftır ahengimiz. Pencereden dışarı bakar, yürür, durur, uykuya dalar, uyanırız, her zaman aynı hikâyedir ve sadece şu boğuk duyguda ışır: Her şey ne kadar da tekinsiz, ‘var olmak’ ne kadar da karşı konulamayacak denli tuhaf! Bu formül bile fazladır, sanki tekin olmayan sadece ‘var olma’dan ileri gelirmiş gibi görünür. Fakat insan hiçbir şeyin olmadığını düşünürse, bu da daha az esrarengiz değildir. Bunu anlatmak için tam yerinde kelimeler yoktur, ya da insan ilk hayrette kalışı eğip büker.”

DERSİM RAPORU, İzzeddin Çalışlar, İletişim Yayınları, 311 sayfa.

Son vakitlerde ülke gündemine düşmesiyle hakkında yeterince konuşulan ve bazı tabuların birçoklarının yıkıldığına şahitlik ettiğimiz bir mesel Dersim katliamı. Bu meseleye temel kaynaklardan yaklaşan bir eser var elimizde: Kurtuluş Savaşı komutanlarından İzzettin Çalışlar’ın kitaplığından çıkan ve zamanında sadece 100 adet basılan raporun tam metni. Raporda ulus-devlet inşasına, bunun için gerçekleştirilen kıyımlara, devlet politikalarına ışık tutacak görüşler, çizimler, krokiler yer alıyor. Eşkıyayla mücadele adı altında halka karşı yapılanların ve akıtılan kanın tam teşekküllü raporu. M.F.K.

YAZILAR, Leonardo da Vinci, çev. Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 270 sayfa.

Rönesans’ın belki de en büyük simge adamının tüm eserlerinin birleştirildiği kayda değer bir çalışma. Bu titiz çalışmayı üstlenen Augusto Marinoni, da Vinci’nin düşüncelerini, masallarını, kehanetlerini, büyü ve simya ile ilgili yazılarını ve hatta nüktelerini dahi birleştirmiş kitapta. Genellikle zihinlerde yalnızca bir simge olan da Vinci’yi, anlamadan simgeleşmelerden öte gerçekten anlamak için harika bir metin. Kitabın bir başka artısı da, belki de, çevirisini Calvino kitaplarından tanıdığımız Kemal Atakay’ın üstlenmiş olmasında. A. B.

SİYASAL İSTİARELER, Rasim Özdenören, İz Yayıncılık, 416 sayfa.

Kavramlar dendiğinde akla gelen ilk yazarlardan biri muhakkak Rasim Özdenören olmalıdır. Kafa Karıştıran Kelimeler’de daha cisimleşmiş şekliyle görünse de, bütün düşünce kitaplarında kavramlar üzerine mülahazalarını sürdürmüştür yazar. Türkiye’nin son dönem siyaset diline, hukuk, adalet, özeleştiri, statüko gibi kavramlarına ve bunların çerçevesindeki seyrine özenle yöneltilmiş bir bakışın meyvesi olan Siyasal İstiareler, vaktin hâlini anlamaya dönük mühim bir katkı sunuyor. Hazır Rasim Özdenören’in Türkiye ve Türkiye siyaseti üzerine mülahazalardan oluşan bu kitabından bahsetmişken hatırlatmakta fayda var; Özdenören’in ilk düşünce eseri İki Dünya şu başlığı taşıyan yazıyla başlar: ”Türkiye var mı?” M.F.K.

ZEYNEP KERMAN KİTABI, Handan İnci, Dergâh Yayınları, 310 sayfa.

Ahmet Haşim külliyatını yayıma hazırlayan ve son olarak Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa kitabında gördüğümüz üzere İnci Enginün’le birlikte birçok edebiyat tarihi çalışmasına imza atan Zeynep Kerman, Handan İnci’nin hazırladığı ve üç ana bölümden oluşan dolgun bir kitapla selamlanıyor. Hayat hikâyesi ve bibliyografyasından oluşan ilk bölümün ardından, ikinci bölümde hocaya dair anılar, değerlendirmeler, görüşler yer alıyor. Son bölümde ise edebiyat alanında incelemelere, çözümlemelere, değerlendirmelere yer veriliyor. M.F.K.

SAYDAM ŞEYLER, Vladimir Nabokov, çev. Şükrü Alpagut, İletişim Yayınları, 120 sayfa.

1994 yılında Kabalcı Yayınları’ndan ilk baskısını yapan, on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatının önde gelen isimlerinden Nabokov’un en dikkat çekici eseri, aynı çeviriyle yeniden karşımızda. Kitap, Hugh Person adlı kahramanın İsviçre’ye yaptığı dört ziyaret çerçevesinde gelişiyor. Gözlemlenebilir nesnelerin değişen dünyası, edebiyatla ilgili kuramsal görüşler, anı ve zamana ilişkin öğelerle hem ürpertici hem de güldürücü bir etki bırakıyor. Kitap, hala yıllara meydan okuyan saydamlığıyla meydan okuyor edebiyat dünyasına. “İnce bir dolaysız gerçeklik cilası, doğal ve yapay maddelerin üzerini kaplar; her kim şimdide, şimdiyle kalmak istiyorsa lütfen onun ince gergin cilasını çatlatmasın.” A. B.

ETNOMETODOLOJİ, Alain Coulon, çev. Ümit Tatlıcan, Küre Yayınları, 103 sayfa.

”Etnometodoloji, gündelik hayatın mekanizmalarını üreten gerçekliğin ayrıntılı ve sistematik olarak incelenmesi, -‘sokaktaki insanların gündelik eylemlerini gerçekleştirmek için kullandıkları gündelik metodlar’ın araştırılmasıdır”. Kitap editörlerinin bu cümlelerle tanımladıkları kavram, sosyoloji alanında 1960’larda doğan bir akımdır. Alain Coulon’un bu çalışması alanın kısa tarihçesini ve gelişim seyrini anlatmasının ardından, Etnometodolojinin ulaştığı verimleri de bir döküm hâlinde sunuyor. Velhasıl yenilerde gelişen ve sosyolojiye esaslı katkıları olduğu/olacağı düşünülen bir akım hakkında doyurucu bir ilk çalışma. M.F.K.

ÜÇ ROMAN, Marcel Schwob, çev. Aykut Derman, Yapı Kredi Yayınları, 198 sayfa.

Marcel Schwob pek de bilinmeyen bir yazar. Malum, bu da dilimize çevrilen ilk eseri. Argo uzmanı, sivri dilli bir vakanüvis, anlatıcı, masal yazarı, tarihçi, dilci, eleştirmen. Ayrıca sembol yazarlarından ve döneminden de etkilenen ve zaten dekadant bir sembolist olarak nitelendirilen Schwob’u, Borges’in de yirminci yüzyıl edebiyatının yıldızı ilan etmesi çok manidar. Tarihin farklı dönemlerinin, farklı kültürlerle ve bilhassa da tuhaf ve mizah ile karşılaştığı üç nitelikli hikâye. “Altın Maskeli Kral, Düşsel Yaşamlar ve Monelle’in Kitabı” başlıklı üç romanıyla bu yeni ortaya çıkan cevher, okurun karşısında. A. B.

AHLÂK, David Hume, çev. Nil Şimşek, Dergâh Yayınları, 157 sayfa.

Liberalizmin önde gelen filozofu Hume’un, daha önce kaleme aldığı “İnsan Tabiatı Üzerine Bir İnceleme” adlı eserinde yer verdiği ahlak konusunu, genişleterek tekrar kaleme almasından oluşan eser, dokuz pasaj ve dört adet eki barındırıyor. Hume; iyilik, adalet, erdem, insancıllık, fayda gibi birçok kavram üzerinden tartıştığı konuyu, çok yönlü bir gözle değerlendiriyor. Filozofun yaşam ve eylemlerimizi düzenlediğini söyleyen bu ödev ahlakı anlayışı, onun sistemini çözeceğimiz önde gelen fikirlerini içeriyor. “Yazar, bölümlerin onun felsefi duygularını ve ilkelerini içermekte olduğunun kabul edilmesini arzu etmektedir.” A. B.

LEYLÂK MEVSİMİ, Safiye Erol, Kubbealtı Neşriyat, 96 sayfa.

Ülker Fırtınası, Ciğerdelen, Dineyri Papazı gibi romanlarıyla bilinen, Türk edebiyatının usta kalemlerinden Safiye Erol bir yüzyıla yakın bir vakittir unutulmaya terkedilmişti, tâki Kubbealtı Yayınları eserlerini külliyat hâlinde yayımlayana değin. Tanınmadığı bir okur kitlesine açıldıktan sonra, ilgililerince merakla beklenen kitapları bulunan Erol’un yazarlığa ilk başladğı dönemlerde yazdığı ve neşrettiği, dergi sayfalarında kalmış hikâyeleri derlendi. Leylâk Mevsimi adıyla ve Selim İleri’nin takdimi ile yayımlandı. Döneminin dilini pürüzsüz olarak barındıran ve ilk elden okunması elzem bir eser. M.F.K.

TÜRKİYE’DE/TÜRKÇEDE FELSEFE ÜZERİNE KONUŞMALAR, Derleme, Küre Yayınları, 265 sayfa.

İsmail Kara, Teoman Duralı, Doğan Özlem, İhsan Fazlıoğlu, Ahmet Arslan gibi isimlerin de içerisinde bulunduğu bir toplantı serisinin ürünü olan kitap, Bilim ve Sanat Vakfı’nın felsefe talebeleri öncülüğünde ortaya çıkıyor. İsim kadrosunun dikkat çekiciliği kadar, üzerinde durdukları daha doğrusu cevap verdikleri konular da aynı çekicilikte. Felsefe ile gelenek arasındaki ilişkilerden felsefe geleneğimize, dil probleminden felsefenin evrenselliğine kadar Türkiye’de ya da başka bir ifadeyle Türkçede felsefe konuşmaları. A. B.

ANGELİKA, Yıldız Ramazanoğlu, Timaş Yayınları, 168 sayfa.

Ardarda çıkardığı kitaplarla Türk hikâyeciliğinde usta bir yer edinen Yıldız Ramazanoğlu, son hikâyelerini bir araya topladığı Angelika ile hikâyelerinin ulaştığı merhaleyi ortaya koymuş oldu. İlk kitabı Derin Siyah’ta daha kapalı bir anlatıma meyleden yazarın son kitabında geldiği yeri göz önüne aldığımızda, göz alabildiğinde genişleyen bir çerçeve görüyoruz. Angelika’da evvelki kitaplarına nazaran daha çok yoğunlaştığı yerli olmak-yabancı olmak sorunsalının yanı sıra, ‘Hüküm’ adlı hikâyesinde anlatılan mesel, bu modern vakitlerde her birimizin yüzüne cümle cümle okunması gereken bir manifesto niteliğinde, tıpkı yazarın vicdanî yazılarını bir araya topladığı Bağdat Fragmanı’ndaki yazıları gibi. M.F.K.

SÖYLEVLER, Epiktetos, çev. Birdal Akar, Şule Yayınları, 634 sayfa.

Stoa felsefesinin önde gelen filozof ve aynı zamanda kölesi Epiktetos’un Söylevler’i, ilk defa tam metniyle yayımlandı. Daha önce de Düşüceler adlı eseri “Kılavuz Kitap” olarak yine tam metniyle yayımlayan yayınevi, bu alanda gayet başarılı işlere imza atıyor. Epiktetos, Stoa ahlakını kuranlar arasında yer alırken, bunu, yalnızca bir “felsefe” için değil, aynı zamanda bir üst yaşamın ideallerini amaçlıyordu. Bu amacı, elbet nutuklarla, emirlerle, yapmalısın’la değil, okurun içinden söyleyerek yapmalıyım’a getiriyor. Söylevler de, bu alanda, yani yaşamın ahlaksal yükselişinde filozofun en önemli kitabı. A.B.

MODERN ZAMANIN TARİHİ, Levent Yılmaz, Metis Yayınları, 272 sayfa.

Şiir, çeviri, yazı ve kitaplarının yanı sıra Gece Yayınları’ndan da tanıdığımız Levent Yılmaz, kitabını “Batı’da Yeni’nin Değer Haline Gelişi” alt başlığıyla yayımladı. Konu başlıklarından notlarına kadar her şeyiyle yoğun bir uğraşının ürünü olduğu rahatlıkla anlaşılan eserde, 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’da başlayan zaman olgusu ve kavramının algılanışındaki dönüşüme ve gün geçtikçe Tanrı’ların da defedilmesine değiniyor. Batılı toplumların modern manada tarihe nasıl yaklaşmaya başlamalarından, günümüze kadar gelişen bu bakış açısını yansıtmaya çalışıyor. Yazarın asıl cevabını aradığı soru ise şu: Batı nasıl modern oldu, ya da nasıl Batılılaştı? A. B.

GÜLERYÜZLÜ FRANKOCULUĞUN DRAMI, Osman Can, Agora Kitaplığı, 288 sayfa.

Anayasa Mahkemesi raportörü olması ve kurduğu Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği hasebiyle tanınan Osman Can’ın Radikal İki’de yayımladığı yazılarının bir araya gelmesiyle oluşan Güleryüzlü Frankoculuğun Dramı, Türkiye siyasetinin son dönem tartışmalarını bütün katmanlarıyla irdeleyen bir kitap. Anayasa, yargı, düşünce ve ifade özgürlüğü, vicdani ret ve siyaset yazıları başlıklı beş bölüme ayrılan kitapta ağırlıklı olarak ”acil demokrasi” vurgusu yapılıyor. Yazarın düşünce seyri, ”aynı zamanda sistemin ‘yoğun sorunları bulunan bir demokratik hukuk devleti’ olarak tanımlanmasından başlayıp, fark ettikçe 1945 sonrasında tasfiye olmuş Avrupa faşizmlerinin, Anadolu topraklarında daha rafine ve daha az yıkıcı biçimde varlığını devam ettirmesinden başka bir şey olmadığını görme seyridir.” M.F.K.

BİR KARDEŞ CİNAYETİ, Franz Kafka, çev. Naime Erkovan, Şule Yayınları, 197 sayfa.

Yer altı edebiyatının en önemli siması Kafka’nın bu eseri seçme hikâyelerden oluşmakta. Kitapta daha önce çevirilen bir takım hikayelerin yanısıra ilk defa Türkçeye kazandırılanlar da mevcut. Kafka’yı anlatmaya ne hacet. O ki, insandan böcek çıkartan ve ne olduğu belirsiz bir davanın ortasına atan bir üstat değil mi o? Şaşırtıcı, aynı zamanda etkileyici. Her zamanki gibi, Kafka. A. B.

COĞRAFYA VE DEVRİM, D.N. Livingstone-C.W.J. Withers, çev. Dilek Cenkçiler, Yapı Kredi Yayınları, 456 sayfa.

Kitap, değindiği konuların dikkat çekiciliğinden öte bir ilk olma özelliğini de taşıyor. “Bu kitap coğrafyacıların, tarihçilerin ve bilim tarihçilerinin, coğrafi düşüncenin önemini ve mekânın, terim nasıl kullanılırsa kullanılsın, devrimlerin doğasının algılanma biçiminde yaptığı değişiklikler konusundaki görüşlerini bir araya getirme çabasıdır.” A.B.

SAVAŞLAR KARARINDA, Ünsal Ünlü, Okur Kitaplığı, 64 sayfa.

Kitap, Ünsal Ünlü’nün ilk şiir kitabı. İlk diyoruz; çünkü ikinci kitabının da geleceğini umuyoruz. Şiir yazan aynı zamanda şiir üzerine düşünen, eleştirel yazılarıyla da şiirinin damarlarını genişletmeye çalışan bir isim Ünsal Ünlü. İki bin kuşağı şairlerinden ve kuşağını iyi okuyan, tahlil edebilen bir imza aynı zamanda. Tüm bunla, onun şiiri adına ipuçları aslında. Üç bölümden oluşuyor kitabı: Alçak rakım, asal duruş, yüksek gerilim. Dizelerinde savaşın sert sesini duyabileceğiniz gibi beklemelerin verdiği dayanılmaz sıkıntıyı da hissedebiliyorsunuz. Kıyamet, savaş, Ortadoğu, Afrika, kaos, bekleme, adaletsizlik. Ünsal Ünlü’nün şiiri zalim zamanlara, zalim adamlara bir dur deyişin sesi oluyor aslında. Adl olana sığınıp şiiriyle ses veriyor. Kime karşı bu iltica? Sofralarımızdan kalkıp dünyayı başımıza yıkan adamlara, onların düzenine karşı bir yüksek ses, gür sadâ! Sözün kutsallığına inanarak kuşanıyor silahlarını. Y.Y.

ÜÇ GİNE, Virginia Woolf, çev. İlknur Güzel, İletişim Yayınları, 203 sayfa.

Orlando, Dalgalar, Deniz Feneri gibi sıra dışı romanları ile yoğun ilgi gören İngiliz yazar Virginia Woolf, Üç Gine’de çok farklı bir kimlikle, yani politik yazıları ile karşımıza çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı öncesi savaşı önlemek adına yazılmış üç makaleden oluşan, soyut tartışmalarla değil, belgelerle, istatistiklerle örülü bir yazın savaşı bu eser. Aynı zamanda Woolf’un klasik edebî üslubunda. Yazarın, birçok eserinde ince ince işlediği kadın-erkek ayrımından ziyade “insan olmak” üzerindeki vurgusu, bu kitapta da yine dikkat çeken noktalar arasında. A. B.

BİR TOKADA BİR KOCA, Hatice Bilen Buğra, Ötüken Neşriyat, 187 sayfa.

Bir Tokada Bir Koca, resim-edebiyat ilişkisini inceleyen teorik kitapları da bulunan Hatice Bilen Buğra’nın Umursanmayan Kadınlar ve Ayın Uysal Işığı eserlerinden sonra yayımlanan üçüncü hikâye kitabı. Hikâyelerinde toplumun neredeyse her kesiminden kadınları konu edinen Buğra, bu konuda yoğunlaşan ve derinleşen yazar kadınlar arasında da müstesna bir yer ediniyor. Kadınların meselelerine ve iç dünyalarına tepeden ve hor görerek değil de, aynı mesafeden ve içeriden yaklaşan üslubu da takdire şayan. On bir hikâyenin oluşturduğu kitapta ”Eski Sevda”, ”Otobüs Yolculuğu”, ”Yolculuklar”, ”Ekrana Bakarken” hikâyelerden bazıları. M.F.K.

AŞKIN HALLERİ, Sadık Yalsızuçanlar-M.F. Birgül, Sufi Kitap, 275 sayfa.

Hikâyeleri ve anlatılarıyla kelimeler arasında derin bir yer edinen Sadık Yalsızuçanlar, M. Fatih Birgül ile birlikte bu derleme kitabı hazırladılar. Aşkın Halleri, aşk’a farklı cephelerden bakan, bazı yerlerde içiçe duran, bazen ayrışan fakat her birinde aynı sirayet etmişliği ve inceliği sunan on iki risaleden oluşuyor. Kitapta risaleleri yer alan İbn-i Sina, İbn-i Arabi, Ahmed Gazzali, Câhız ve Said Nursi gibi âlimlerin farklı dönemlerde yazdıkları bu eserler bir arada okunduğunda zaman içinde aşk’ın seyrini, daha doğrusu aşk’ın zaman ve mekân üstülüğünü belgeliyorlar. M.F.K.

GARANTİ KARANTİNA, Murat Menteş, Sel Yayıncılık, 64 sayfa.

İki deneme ve iki romanının ardından ikinci şiir kitabıyla karşımızda usta kalem. Daha ‘Korkma Ben Varım’ın etkisi üzerimizden geçmemişti ki, hayretimize hayret katılmaya devam ediyor. Şairin daha önce çeşitli yerlerde yayınlanmış olduğu şiirlerin yanı sıra, yeni şiirler de mevcut kitapta. Modern ve geleneksel imgeler iç içe geçiyor filan. Bir de ne diyorlar, yeni biçim arayışları. Yok yok öyle değil, harbiden afili şiirler. Murat Yılmaz’ın çizimleri de ayrı bir hava. Es deli rüzgar es, zaten avarece girdim riske, konjonktüre çektim rest. Ah Muhsin Ünlü’ye katılmamak mümkün mü: “Güzel, güzel, çok güzel.” A. B.