stemmatik

 

STEMMATİK: TENKİTLİ METİN NEŞRİNDE SOY-AĞACI YAKLAŞIMI, DER. VE ÇEV. MURTEZA BEDİR, KÜRE Y., 2011, 103 SAYFA.

Alışmak, kudurmaktan beterdir diye bir söz var. İşin açıkçası bu cümleyi medeniyetler bazında kullanmak dahi artık bir alışılmışlıktır ki bu durum, tam da sinsi bir ironinin ortasında olduğumuzun en bariz kanıtlarındandır. Diyeceğim odur ki, alışmak kadar, alışıldığını defalarca dile getirmek de kudurmuşluktan beterdir.

Gelelim konumuza: Metin tenkidi, İslam medeniyetine çok da uzak olmayan bir disiplin. Genel ilim mantığına yansımasa da Hadis alanında en başat rollerden birini aldığını söyleyebiliriz. Bilhassa sahihlik problemleri ve ardından gelen mevzu hadislerin ortaya çıkarılmaya çalışılması sonrasında metin tenkidi, isnad tenkitleriyle birlikte Hadis ilminin en önde gelen konularından biri olmuştur. Ancak metin tenkidi disiplini, İslam medeniyetinde Hadis ilminin dışına pek çıkmamış ve eserlerin yaygın kullanımı, elde edilen tek (unique) nüsha üzerinden olmuştur. Bu kullanım hatasının son merhalesini ise metni putlaştırma oluşturmaktadır.

Batı’da Yazma Eserler ve Stemmatik’in Ortaya Çıkışı

Yazmalar arasında soya bağlı bir ilişki olduğu fikrini ilk dile getirenler Batı’da 16. yüzyılda Erasmus ve Scaliger olmuştur. Daha sonra ise; filolojinin de gelişmesiyle birlikte, kendi medeniyetinin köklerini araştırmak gayesiyle bilim adamları, dikkatlerini başta Latince ve Grekçe olmak üzere, İbranice ve Doğu Hıristiyan dillerinde üretilen klasiklere ve Yeni Ahit yazmalarına çevirmiş ve karşılaştırmalı neşirler hazırlayarak tenkitli metin neşri ya da tahkîkin bir disiplin haline gelmesinde önayak olmuşlardır. “Yazarın kaybolan nüshası”na yaklaşmayı hedef edinen bu çalışmaların zirvesini ise şüphesiz 19. yüzyılın sonlarına doğru Alman bilim adamı Karl Lachmann’ın ortaya koyduğu Stemmatik(Soy-Ağacı) yöntemi oluşturmaktadır.

Lachmann’ın soy bilimini(genealogy) örnek alarak oluşturduğu yönteme göre metin tenkidi, aslına en yakın olabilecek metni oluşturmaktan ibarettir. Araştırmanın amacı, soy şemalarında olduğu gibi kaynakların tanıklığına dayanarak renklerin gerçekliğini çözümlemektir. Ancak soy bilimden ayrı olarak Lachmann’ın kurduğu bu yöntem, neşir hataları ve bozulmalar üzerinden işlemektedir ki hataları nesep ilişkilerini tespit için tek unsur görmek, Lachmann yönteminin diğer tenkitli metin neşirlerinden ayırıcı vasfıdır. Yani, karşılaştırma yapılan/tenkide uğrayan metinler arasında ilk incelenenler, yeni hatalar ve ibare eklemelerdir(interpolasyon). Bu inceleme bizi neşirlerin kronolojik sırasından öte emsal-nüshaya da yaklaştırmaktadır. Çalışma, o kadar ince elenip sık dokunmalıdır ki (küçük imlâ hataları da dâhil), koskoca bir kitap içerisindeki küçük bir ibare dahi neşri ele verebilir. Bu minvalde İbn Hazm’ın Tavku’l-hamâme’sinin[1] Leiden baskısında var olan “alâ zâlik” ifadesinin bir sonraki neşrinde (Pétrof neşri) yer almaması ve dahası ardından gelen tüm neşir ve çevirilerin Pétrof neşrine dayanması trajik bir örnek olarak gösterilebilir. Anlaşılan o ki, nâşire artık, neredeyse eserin müellifi kadar iş düşmektedir. Ki, büyük bir trajedi de işte tam bu noktadadır: Neşredilen, daha doğrusu çevrilen eserlerin vahametinde.

Metin Tenkidinde Stemmatik Yöntemin Tarihi

Stemmatik yöntemin tarihçesi, Murteza Bedir’in derleyip çevirdiği Stemmatik: Tenkitli Metin Neşrinde Soy-Ağacı Yöntemi’nde Barbara Bordalejo’nun makalesinden oldukça öz bir biçimde edinilebilir. Lachmann yönteminden günümüze kadar gelen tarihçeye yer veren makalede öne çıkan önemli yaklaşımlar Henri Quentin, Joseph Bédier, İngiliz-Amerikan Okulu ve Paul Maas’ın yaklaşımlarıdır. Quentin daha çok Lachmann yönteminin hatalar üzerinden esere gitme uğraşısını eleştirerek tüm farklı-vecihlerin dikkate alınması gerektiğini ileri sürer. Bédier’in En İyi Metin Neşirciliği ise metni asıl şekline döndürmek yerine tenkitli neşri hazırlayanların metnin yaşayan en iyi şahidini bulmaları gerektiğini dile getirerek Stemmatik’te önemli bir yer edinmiştir. Lachmann yöntemi daha çok İtalya ve Almanya’da etkili olurken En İyi Metin Neşirciliği Fransa ve İspanya’da etki etmiştir. Bu noktada İngiliz-Amerikan Okulu Bédier’in yöntemini eleştirerek bir tür Belgeci Neşircilik oluşturmuşlar ve ilgilerini daha çok yazarın niyetine yöneltmişlerdir. Müellifin niyetine dair çalışmalardan hatırlayacağımız Hermeneutik’le de ilişki kurabileceğimiz ekole, bu çalışmalarından ötürü Niyet-Okuyucu Okul adı da verilmektedir. Bir diğer yaklaşım da Stemmatik’e nihai şeklini veren ve Lachmann yöntemini izah eden kişi olarak addedilen Paul Maas’tır. Maas’ın izahları, Stemmatik’i tenkitli metin neşrinde tam bir yöntem hâline getirmiş, dahası sorgulanır kılarak yeni fikirlerin önünü de açmıştır. Bu fikirler sayesinde Stemmatik’in ileri bir nesli oluşmuş ve çeşitli fikirlerle birlikte Yeni Stemmatik yöntemleri inşa edilmiştir. Bu yöntemlere kısaca değinecek olursak; ilk yöntemden temel farkı, sistemlerinin hatalar üzerinden gitmemesi. Ayrıldığı diğer bir nokta da teknolojik gelişmeleri ve diğer bilimleri de Stemmatik içerisinde değerlendirmesidir. Yeni Stemmatik’in önde gelen yaklaşımlar ise; Robert O’Hara ve Filogenetik programının yazmaların rivayetlerinde kullanılması, Ben Salemans ve Yeni-Lachmanncı fikirleri ve son olarak da Peter Robinson ve STEMMA Projesi.

Stemmatik Yöntemin Yazmalara Uygulanışı

Geçelim: Stemmatik metinlere nasıl yaklaşır? Bu sorunun en iyi ve kapsamlı cevabını Lachmann yönteminin en yetkin temsilcisi Paul Maas’ın, 1927 yılında yazdığı ve 1949 ve 1957’de yeniden gözden geçirdiği Textual Criticism adlı eserinde bulabiliriz. Stemmatik: Tenkitli Metin Neşrinde Soy-Ağacı Yöntemi kitabının derleyeni ve çevirmeni Murteza Bedir, Maas’ın bu eserini 1958 neşirli İngilizce ve Nakdü’n-Nass ismiyle 1963 neşirli Arapçasını karşılaştırarak Türkçeye kazandırmıştır. Maas’a göre Stemmatik üç aşamadan ibarettir: 1. Recensio (Tespit): Yazmaların stemmada gösterilmesi yani şecerelerinin oluşturulması. 2. Examinatio (İnceleme): Eldeki rivayetlerin incelenerek aslı veriyor olarak görülüp görülemeyeceğinin ortaya çıkarılması. 3. Divinatio: Aslı vermediği kanıtlandığında, aslın tahmin yoluyla inşa edilmesi ya da en azından bozukluğun belirlenip ayrılması. Üçüncü aşamaya gerek duyulduğunda nâşire düşen yük fazlasıyla artmakta, nâşirin müellifin zihin yapısı ve eserlerinin bütüncüllüğü hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bu safhaya dair çalışmalar az da olsa mevcuttur ve sanılanın aksine oldukça başarılı tahminler de ortaya çıkmıştır. Ancak et-Taberî’nin Tarîh’i gibi uzun metin neşirlerinde bu tahmin durumu, başlı başına bir problem olmaktadır. Çünkü uzun metinlerin neşirleri daha çok farklı fragmanların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur ki bu durum, yazarın niyetiyle ortaya çıkan yamalı bohça arasında büyük bir uçurum meydana getirir.

Murteza Bedir’in derlemesindeki üçüncü ve son makalenin yazarı Jan Just Witkam ise, Stemmatik yöntemin klasik İslam eserlerine uygulanabilirliği üzerinden yöntemin açıklarını sorguluyor. Witkam’ın Kur’an’ın tenkitli neşrine dair görüşlerinde ve diğer bazı konularda bilgi ve sorgulama yanlışlıkları olsa da, genel itibariyle Stemmatik’e yönelttiği eleştiriler oldukça dikkate değer. Makalesinde belli başlı klasik İslam eserlerini seçen ve bu eserlerin neşirleri üzerinden tenkitli neşirlerinin oluşturulup oluşturulamayacağını irdeliyen Witkam’a göre rivayetlerden bir stemma(soy-ağacı) oluşturmak zannedildiği gibi hiç de basit değildir.

İlk örnek olarak Witkam, İbn Hazm’ın Tavku’l-hamâme’sini ele alır. Edinilen bilgilere göre eserin en eski yazması 13. yüzyıldadır ki bu tarih, müelliften üç yüz yıl sonrasıdır. Eserin İstanbul’daki yazması, 17. yüzyılda bir Batılı tarafından satın alınmış ve ardından da Leiden’de ilk neşri gerçekleştirilmiştir. Buraya kadar oluşan sorunları şöyle özetleyelim: 1. Yazma tarihi yazardan üç yüz yıl sonrasına aittir. 2. Eser mağribî hattan neşri sırasında meşrıkî hatta geçirilmiştir ki bu durum da birçok hataya sebep olabilir. 3. Leiden nüshasının müstensihi tarafından İbn Hazm’ın birçok şiiri estetik kaygılarla eserden çıkarılmıştır. İlerleyelim: Yazmanın Leiden neşrine dayanarak Pétrof 1914’te eseri yayımlamış ve diğer tüm neşir ve çeviriler Pétrof nüshasını kullanmışlardır. Witkam oldukça şaşırmaktadır bu duruma: “Şaşırtıcı olan, Pétrof’tan sonra istisnasız hiçbir nâşirin hâlâ tek nüsha olmaya devam eden yazmaya başvurma kaygısı taşımamış olmasıdır.”

Witkam, kısa makalesinde ikinci örnek olarak Üsame b. Munkız’ın anılarından oluşan Kitabu’l-i‘tibâr’ı ele almaktadır. Görünen odur ki İbn Hazm’ın eserinin başına gelenler Kitabu’l-i‘tibâr’a da gelmiş ancak es-Samerrâî’nin uğraşıları sonucu sorunlar bir nebze çözülmüştür. Örneğin eser tek bir yazma nüshaya dayanmaktadır ki o da başı ve ortasından noksandır. Daha sonra orta kısım bulunmuş ve tahmin (3. aşama) yoluyla sorun büyük oranda giderilmiştir. Eserin bugün elimizde olan nüshasındaki iki önemli hata ise, hâlâ baş kısmının bulunmaması ve daha da önemlisi yanlış ciltli hâlde olmasıdır.

Witkam, Abdüllatif el-Bağdâdî’nin el-İfâde’sini ve et-Taberî’nin Tarîh’ine ve ardından birçok nüsha ile günümüze kadar gelen İbnü’l-Ekfânî’nin İrşâdü’l-kâsıd’ı ve 1001 Gece Masalları’na da yer veriyor. Witkam’ın tüm bu örneklerle varmak istediği sonuç ise yukarıda da söylendiği gibi pratik alanda Stemmatik yöntemin mümkün olmadığıdır. Ona göre yöntemin kuralları, eserlerin neşredilmesinin büyük oranda önüne geçiyor. Bu bağlamda Witkam’ın önerisi ise, pragmatik bir yöntemin uygulanarak neşirlerin önünü açmaktır.

Sonuç Yerine

Başa dönecek olursak: Evet, tenkitli metin neşirciliği ve sonrasında da Stemmatik daha çok İslam medeniyetini ilgilendiren bir alan gibi gözükmektedir. Bu sonuca yazma eserlerin medeniyetlerdeki dağılımına bakarak kolaylıkla ulaşabiliriz. Ne var ki, yazma eserlerin bırakın mahiyetini konu edinmeyi, “yaklaşık olarak bile” İslam medeniyetinde ne kadar mevcut olduğuna dair net bir bilgimiz dahi mevcut değil. Batı’dan gelen ilimlerin bize nüfuz etmelerine dair alışkanlık ile, bu ilimlere karşı potansiyel tepkinin ortaya çıkması da bir tür alışkanlıktır. Ancak şurası bir gerçektir ki modern dönemde birçok müslüman âlim, ilimlerini Batılı müsteşriklere, onların çalışmalarına borçludurlar. Bu yaklaşım onların ideolojilerine de ılımlı bakmayı değil yaptıkları ilmin muhtevasına dâhil olmayı gerektirmektedir. Nitekim konumuz olan Stemmatik’in ve diğer Stemmatik türlerin klasik İslam eserlerine uygulanıp uygulanmamasından bir adım öteye geçerek yeni fikirler söyleyebilmek, yine bu yöntemlerin ele alınmaları ve bir basamak olarak kullanılmalarını zorunlu kılmaktadır.

» Abdullah BAŞARAN


[1]Eser, Türkçeye Güvercin Gerdanlığı adıyla, en güvenilir neşir olarak addedilen Fransızcasından çevrilmiştir(çev. Mahmut Kanık, İnsan Y.: 1998). Neşrin güvenilirliğine daha sonra değinilecektir.

Reklamlar