Türkiye kütüphanelerinde bulunan yazma eserler konusunda sorulması gereken en acil soru “elimizde ne var?” sorusudur. Zira 250 bin ile 300 bin cilt içinde yaklaşık 600 bin yazma esere sahip olduğumuz tahmin edilebildiği hâlde, bu eserlerin neler olduğuna dair tam bir bilgiye sahip değiliz. Henüz Türkiye kütüphaneleri yazma eserlerinin toplu bir kataloğu yapılabilmiş değildir. Bu nedenle elimizde hangi eserlerin olup olmadığına dair bir fikrimiz yok. Bu durum, kendi düşünce tarihini aydınlatamamış bizim gibi bir nesil için gerçekten vahimdir. Kendi düşünce tarihimizi okuyup anlamanın gerekliliğine inananlar dahi bu sebeple eli kolu bağlı hâldedirler. Çünkü üzerinde yürüyecekleri yolun henüz haritası çıkarılmamıştır. Bu yolda nerede ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Buna rağmen yola çıkmış olanlar, yolda yürüyenler her an bir sürprizle karşılaşmanın beklentisi içindedirler. Acaba nerede ve ne zaman karşıma kim ne ile çıkacak? Gazâlî mi, FahreddînRâzî mi, İbnu’l-Hâcib mi, Adudiddîn el-îcî mi, Teftâzânî mi, Cürcânî mi…

İçinde tam olarak ne olduğunu bilmediğimiz yazma eserler hazinesinde metinler, şerhler, hâşiyeler, risâleler, ta’lîkalardan oluşan bir dünya var. Bu dünyada birileri bir şeyler üretmiş, bir şeyler söylemiş. Bu çok yalın bir gerçek. Bu gerçeğe vakıf olabilmek içinse öncelikle hazinede neler olduğunu tam olarak görmemiz gerekir. Bu nedenle yazma eseler konusunda, araştırmacıların en acil beklentisi eserlerimizin tam ve sağlıklı bir şekilde kataloglanmasıdır.

Hüseyin Türkmen, Türkiye Kütüphaneleri Yazma Eserler Katalogları 1923-2006 adlı kitabında bu beklentinin niye çok acil olduğunu örnekleriyle birlikte ortaya koymaktadır. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, 1923 ve 2006 yılları arasında yazma eserler hakkında Türkiye’de yapılmış katalog çalışmalarının ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmaktadır. Halen İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Nadir Eserler Bölümü’nde hizmet veren Hüseyin Türkmen, tam bir vukûfiyetle katalogları ele alıp incelemiştir. Alanında liyakat sahibi bir kişi olarak, yayınlanan katalogların eksiklerini ve sorunlu yönlerini ayrıntılarıyla dile getirmiştir. Öyle ki kitapta verilen ayrıntılı bilgileri ve değerlendirmeleri okurken çoğu kez ilgili ayrıntının nasıl keşfedilmiş olabileceğine dair hayretinizi gizleyemiyorsunuz. Kitabın bu hâliyle çok yoğun bir mesainin ürünü olduğu rahatlıkla anlaşılıyor. Kitap okunduktan sonra anlıyoruz ki Türkmen, hem bu konuyu kendisine ciddi bir şekilde dert edinmiş hem de bu derde dermen olmak için elinden geleni yapmış, sadece eleştirmekle kalmamış, somut çözüm önerilerini de her defasında dile getirmiştir. Zaten yazar, henüz girişe şu cümleyi koymuştur: “Bu kitabın amacı, bugüne kadar yayınlanan yazma eser kataloglarını yermek veya ayıplamak değil, bilakis bundan sonra hazırlanacak yazma eser kataloglarının daha kusursuz ve mükemmel olmasına hizmet etmektir.” Bu anlamda kitabın kesinlikle yapıcı olduğunu ve kendi alanında çok önemli bir bilinçlenmeye hizmet ettiğini söylemeliyiz. Kanaatimizce bu kitap, yazma eserler ile ilgilenen hemen herkesin farkında olması ve okuması gereken bir kitaptır. Zira kitap bu hâliyle, yazma eser kataloglarının sadece değerlendirildiği bir kitap olmaktan çıkıp, kendi alanında çoğu konuda okuyucuya ve araştırmacılara kılavuzluk etmektedir. Yazma eserler konusunda henüz kataloglama aşamasında olduğumuz düşünüldüğünde, ilgililerin bu kitaptan bîgane kalması düşünülemez.

Yazarın bir başka başarısı ise kendi alanındaki kaynaklara mükemmel bir şekilde vâkıf olmasıdır. Yazar, bu alanda yayınlanan makaleler, sunulan tebliğler ve katalog çalışmalarından olabildiğince istifade etmiş ve bu süreçte kazandığı külli bakış açısıyla görebildiği eksiklere ve yanlışlara da işaret etmiştir. Sonuç olarak böyle bir çalışmanın okuyuculara kazandırılmış olması, Türkiye’de bundan sonra yapılacak katalog çalışmalarında daha başarılı olunmasını sağlaması açısından yeri doldurulamayacak bir hizmet olmuştur.

» Hadi Ensar CEYLAN

Reklamlar