Yıllar önce doktora derslerinde, hocalarımdan birinden İbn Sînâ’nın eş-Şifâ adlı eserinin ilahiyat bölümünün Osmanlıcaya tercüme edildiğini işitmiştim. Daha sonraları ise gerek Osmanlı Müellifleri, gerek Sicill-i Osmânî ve gerekse de Huzur Dersleri adlı eserlerde İbn Sînâ’nın Şifâ’sının tercümesinin yapıldığını okumuştum. Yine bu bilginin kulağıma değmesiyle eş zamanlı olarak her yazma eser bulunan bir kütüphaneye gittiğimde bu bilginin teyidi için belli bir zaman ayırırdım. Özellikle Süleymaniye Kütüphanesi’nde bu hususta, istediğim kitaplardan dolayı görevli memurlarla bile gerilim yaşadığımı hatırlıyorum. Böylece yıllar geçti ve bir ümitli-ümitsiz olarak eş-Şifâ’nın Osmanlıca tercümesinden vazgeçtim.

Yeni kurulan Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı’na 2011 yılında uğradığımda oradaki dostlarım, Tire Belediyesi tarafından neşredilen, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Tire Vakıf Necip Paşa Kütüphanesi Müdürü Sn. Ali İhsan Yıldırım tarafından hazırlanan Tashihli Yazmalar Katalogu’ndaki 123. sahifesinde bulunan eş-Şifâ’nın “İlahiyat” bölümünün tercümesinin tanıtımını bana gösterdiler. Hakikaten çok sevindim. Değerli dostlarımdan kataloğun tarafıma verilip verilemeyeceğini sorduğumda memnuniyetle katalog bana verildi.

Kitabın temini hususunda Vakıflar Genel Müdürü, kadim dostum Dr. Adnan Ertem Beyefendi’ye istirhamda bulundum. Ve kitabın dijital kopyası yaklaşık 10 gün sonra elime geçti.

CD’yi bilgisayara yerleştirdim ve kitap cildine bakmadan 1. varakdan okumaya başladım. Fakat daha ilk cümle olan besmele, hamdelede bile bir İbn Sînâ üslubunun olmadığını fark ettim. Zaten beş dakika sonra yazmanın 2. varakının A yüzünün ortalarının bir iki satır altında kitabın katalogda belirtilen, Harputlu Hoca İshak Efendi tarafından tercüme edilen İbn Sînâ’nın Kitabu’ş-Şifa’nın “İlahiyat” bölümü değil Kâdî Iyâz’ın eş-Şifa adlı eserinin Şeyhü’l-İslam İshak Efendi (ö. 1734) tarafından çevirisi yapılan el-İstişfa fî Tercemeti’ş-Şifa adlı eseri olduğunu ne yazık ki fark ettiğimde hem İbn Sînâ’nın eserini yine bulamamış olmak, hem de katalogu hazırlayanların özensizliği beni çok üzdü.

Bunun üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki Yayınlar Daire Başkanı arkadaşımızı aradım ve durumu kendilerine bildirdim.

Biraz sonra Tire Vakıf Necip Paşa Kütüphanesi Müdürü Ali İhsan Yıldırım Bey beni aradı ve büyük bir yanlışlık yaptığını, bu nedenle de çok üzüldüğünü ifade ettikten sonra, bu bilgileri Dr. Enver Demirpolat adlı bir akademisyenin makalesinden temin ettiğini yazılı olarak tarafıma bildirdi ve Dr. Demirpolat’ın makalesini[1] gönderdi. Hakikaten orada yazılanları görünce bu büyük cesaret (!) örnekliğinden dolayı hayretler içinde kaldım. Dr. Demirpolat, Kâdî Iyâz’ın kitabını İbn Sînâ’ya şu muhteşem satırlarıyla mal ediyordu:

“İbn Sina’nın Şifa adlı eserinin “İlahiyat” adlı bölümünün Türkçe’ye yapılan çevirisidir. Bazı kütüphanelerde el-İstişfa fi-Tercemeti’ş-Şifa adıyla kayıtlı birkaç eserin müellifi olarak resmi kayıtlarda, Hoca İshak Efendi kaydı bulunmaktadır. Fakat yaptığımız değerlendirmeler sonucunda adı geçen eserlerin Şeyhü’l-İslam İshak Efendi (ö.1734) tarafından çevirisi yapılan ve Kadı İyaz (ö.1149)’a ait olan Şifa adlı eserin çevirisi olduğunu gördük. Bizim yaptığımız araştırmada, Harputlu İshak Hoca’nın çevirisi, İzmir-Tire Necip Paşa Vakfı Kütüphanesi’nde 112 demirbaş numarası ile kayıtlı bulunmakta olup Türkiye’de bulunan tek nüshadır.

Eser, filigranlı ve normal olmak üzere iki tür kağıt kullanılarak düzgün bir hatla yazılmıştır. Tüm sayfaları altın cetvellidir. Serlevha tezhibi, kalın cetvel ve ince rumi motiflerden  oluşmuştur. Cildi,  şirazesi[2] ve kağıt özellikleri iyi durumdadır. Ta’lik hatla ve Osmanlıca yazılmış olup, 262 varak (524 sayfa), her sayfası 31 satırdan ibaret olup ebatları 265 x 155 (190 x 85) mm.dir.

Kaynaklar bu eserden sadece İbn Sina’dan yapılan çeviri eser diye söz ederler.[3] Bazı kaynaklarda eser adı  İstişfa Cümletü’ş-Şifa olarak belirtilse de[4] İshak Hoca, adının el-İstişfa fi-Tercemeti’ş-Şifa olduğunu belirtmektedir.[5] Bazı kaynaklar bu eserin Harput’ta yazma halinde bulunduğunu bildirmesine karşılık[6] yaptığımız resmi ve gayri resmi araştırmalar da Elazığ’da böyle bir eserin bulunmadığını tespit ettik.”

Birinci paragrafta görüldüğü üzere araştırmacı bulduğu bu yazmanın Kâdî Iyâz’ın eş-Şifâ’sı değil İbn Sînâ’nın eş-Şifâ’sı olduğunu ve tek nüshanın da İzmir Tire Yazmalar Kütüphanesi’nde bulunduğunu ilim dünyasına müjdelemektedir(!). İkinci paragraf ise Tire Yazmalar Kütüphanesi müdürünün kataloguna aldığı metnin aynısıdır.[7] Ayrıca üçüncü paragrafta Demirpolat, kitabın ismi hakkında bilgi verirken, yazmayı bizzat gördüğünü ihsas ettirerek, İshak Hoca’nın kendi kitabını el-İstişfâ fî Tercemeti’ş-Şifâ şeklinde adlandırdığını belirtmekte ve yazma eserlerden kaynak gösterme usulüne uymayan bir şekilde (“s.” şeklinde) eserden dipnot vermektedir.

Ancak Ali İhsan Yıldırım Bey, Dr. Enver Demirpolat’tan daha araştırmacıdır. Çünkü en azından eserin istinsah tarihine bakmış ve istinsah tarihi olarak 1222/1807 tarihini vermiştir.[8] Dr. Demirpolat ise makalenin sonuna eklediği Kaynakça bölümünde bulmuş olduğu kitabın istinsah tarihini bile yazma zahmetine katlanmamıştır. Çünkü böyle yapsaydı şöyle bir durum ortaya çıkacaktı: Eser 1807’de istinsah edilmiş, Dr. Demirpolat’ın bahsettiği İbn Sînâ’nın Şifâ’sını tercüme eden Hoca İshak Efendi ise 1803 yılında Harput’a bağlı Perçenç köyünde henüz dünyaya gelmiştir. Ve dört yaşında İstanbul’a gitmiş, ayrıca büyük üstad ve filozof Ebu Ali İbn Sînâ’nın şah eserlerinden biri olan Şifâ’nın “İlahiyat” bölümünü tercüme etmiştir(!?) Bu trajediye gülsek mi, ağlasak mı?

Ali İhsan Yıldırım Bey ise müdürü olduğu kütüphane adına bir katalog hazırlıyor, zımnen şunu demek istiyor: “Ben bu kütüphanenin müdürü olarak bu katalogunu sunduğum yazma eserleri bizzat gördüm ve ey kâri’ sen de devamını getir, otur, bu ata yadigârı eserleri ister oku, istersen latinize edip başkalarının okumasına da vesile ol!”

» Gürbüz DENİZ


[1] Enver Demirpolat, “Harputlu İshak Hoca’nın Hayatı ve Eserleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2003-9, s.397-411.

[2] Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam olarak tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1998, s.116.

[3] Bkz. Mustafa Kara, “İshak Hoca Harputlu”, D.İ.A., İstanbul 2000,  c.XXII, s.532; İshak Sunguroğlu, Harput Yollarında, İstanbul 1958, c.II, s.127; Bursalı Mehmet Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri (sad. A. Fikri Yavuz-İsmail Özen), İstanbul 1972, c.I, s.364; Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, İstanbul-1935, s.354.

[4] Sunguroğlu, a.g.e., C.II, s.126.

[5] Harputlu İshak Hoca, el-İstişfa fi-Tercemeti’ş-Şifa, s.2.

[6] Kırboğa, Mehmet Ali, Kamusu’l-Kütüb ve Mevzuati’l-Müellafat, Konya-1974, s.411.

[7] Bkz. Ali İhsan Yıldırım, Tezhipli Yazmalar Katalogu, Tire Belediyesi Kültür Yayınları, Tire 2011 s.123

[8] Bkz. Yıldırım, s.123.

Reklamlar