YENİ BİLİM, GIAMBATTISTA VICO, ÇEV. SEMA ÖNAL AKKAŞ, DOĞU BATI Y., 2007, 527 SAYFA.

Scienza Nuova; Parçalardan oluşmuş bir sistem; içinde, her parçanın sistemin bütünü için konulmuş ilkelerle her defasında ilişkiye sokulduğu genel ve evrensel tarih üzerine büyük bir denemedir. Bu nedenle yapıt, tekrarlar ve karanlık noktalarla doludur, ama dahi bir araştırıcının tutkulu bir arayışını yansıtır. Tarih felsefesi alanındaki ilk örnek olduğunun keşfi iki yüz yıl sonra yapılmıştır. Yapıtın sunulduğu dönemde hak ettiği itibarı görmediği söylenir. Geç keşfedilmesi buna işarettir aynı zamanda. Ancak döneminde hak ettiği ilgiyi bulamamasının asıl sebebi çağını en az yüz yıl aşmış olmasında aranmalıdır. Kendisi de yapıtının “çöle bırakıldığını” söyleyerek ilgi görmeyeceğini ön görmüştü.(Bottomore, T. 1990,)

Pozitivizmin etkisiyle doğa bilim çalışmalarının başarısına öykünen beşeri bilimlerin (tarih ve sosyoloji başta olmak üzere) bir takım yöntem arayış  çabaları  yanı sıra beşeri bilimleri özellikle tarih başta olmak üzere gerçekliğin bir resmi olmanın çok uzağında umutsuz bir vaka olarak nitelendirenlerin tartışmaları yöntem ve bilgi güvenilirliği açısından oldukça verimli bir tablo ortaya çıkartmıştır.

Comte, Marx, ve Hegel başta olmak üzere tarihin ve toplumun belli doğal yasalar çerçevesinde değişmez ilişkilerle anlaşılabileceği fikri ve kendilerinin bu yasaları buldukları/bulabilecekleri iddiası aslında yeni değildir. Onlardan çok zaman önce İbni Haldun bunu müjdelerken bir başka ardılı Giambattista Vico (1668-1744), Scienza Nuova (Yeni Bilim) adlı yapıtında bunu tarih bilimine bakışın doğa bilimlerinden farkını anlatırken ortaya koymaya çalışmıştır. Kitabının yayımlandığı ilk zamanlar beklenen yankıyı yapmayan bu çalışma yüz yıl sonra Almanca ve Fransızca’ya çevrilmiştir (Göka;1999,sh.31).

Vico, zamanının doğal ve beşeri bilimlere yaklaşımını bu eseriyle tersine çevirmiştir. O’na göre, doğru bilginin türeyeceği olgular akılcıların (Descartes;rasyonalizm) ve deneyimcilerin(Bacon;amprisizm) sandıkları gibi doğal olgular değil tarihsel ve toplumsal olgulardır. Çünkü, doğanın aksine tarih ve toplum bizzat bizim yaptığımız ve neden olduğumuz dolayısıyla doğrudan tanıma olanağına sahip olduğumuz bir şeydir; buna karşın doğa bilimleri kendi alanlarında bile doğruyu ele geçirmekten uzaktır.

Vico, bu söyledikleriyle insanın yapıp etmelerinin bir ürünü olan tarih ve toplumun anlaşılmasının insanın yapıp etmelerinden bağımsızca varolan doğanın anlaşılmasından daha kolay olacağını iddia etmektedir. Bu açıdan Vico, hakikatin bilgisine ulaşma şansı açısından doğa bilimlerine, beşeri bilimler karşısında hiç şans tanımamış, özellikle 19. yüzyıl’da bir ezbere dönüşen doğa bilimlerinin bilgilerinin kesinliğine karşı da postmodern zamanlara, yani günümüze büyük bir savunma, hatta taarruz imkanları vermiştir.

Sosyal bilimler alanında doğal bilimlerdekine benzer bir kesinlikte bilginin veya yöntemin imkanlarının sorgulandığı ve sosyal bilimlerde metodoloji tartışmaları için büyük bir imkanı içeren Vico’nun bu iddialarının özellikle Descartes’çi tarih karşıtlığına karşı olan yönlerinin incelenmesi özellikle bu açıdan çok önemlidir.

Bu çalışmada hem Vico’nun Scienza Nuova (Yeni Bilim)sı ele alınmakta hem de bu açıdan nasıl bir imkan içerdiği gösterilmeye çalışılmaktadır.

17.  yüzyılın düşünce dünyası kendini doğa bilimlerinin sorunlarına verdi ve tarih sorunlarını bir yana bıraktı. Çünkü hakim düşünce kesin ve güvenilir olan gerçek bilginin imkanını bulmaktı. Descartes’e göre tarih ne kadar ilginç ve öğretici olursa olsun bu niteliğe sahip bir bilgiyi bize vermeye uzak görünüyordu. Bu yüzden Descartes tarihin bir bilgi disiplini olabileceğine ihtimal vermiyordu.

Descartes burada tarihe ilişkin olarak birbirinden ayrılmasını istediği dört noktayı vurguluyor: 1- Tarihsel kaçakçılık: Tarihçi, yurdundan uzakta yaşayarak kendi çağına yabancılaşan bir gezgindir. 2- Tarihsel pyrhonculuk: Tarihsel anlatılar geçmişe ilişkin güvenilir açıklamalar değildir. 3- Faydacılığa karşı tarih tasarımı: Güvenilmez anlatılar gerçekte neyin olanaklı olduğunu anlamamıza, dolayısı ile şimdide etkin bir biçimde eylememize yardımcı olamaz. 4- Düş kurma olarak tarih: Bu da, en iyi tarihçilerin bile, olduğundan daha görkemli göstererek geçmişi çarpıtmalarıdır.( Collingwood,1996,94)

Böylelikle Descartes ile ifadesini bulan tarihe karşı güven duymayan kuşkuculuk, tarihçilerin cesaretlerini kırmaya dönük bir işlevi deruhte ediyordu. Ancak, bir takım tarihçiler bunu bir meydan okuma olarak algılayıp eleştirel tarihçiliğin imkanını gösterme denemelerine soyundular bu minvalde yeni Descartes’çileri anabiliriz. Bu anlayışı benimseyen ekol’e Descartes’çi tarih okulu da denebilir.

Descartes’çi Tarih okulunun genel eğilimi keskin bir biçimde tarih dışıydı. Bu durum Descartes’çiliğin tarih kuramını çökerten gerekçelerin başı olmuştur. Tarihselci düşünce hareketi de diyebileceğimiz bu ekolün varlığı bile Descartes’çiliğin sonunu müjdeler gibiydi. Ancak Descartes’çilik düşüncesine keskin bir şekilde ilkeler bazında gerçek saldırı Vico ile başlar.

 

Vico, Napoli’de yazdığı yapıtında (Scienza Nuova),  Descartes’e cevap vererek: Tarihsel yöntemin ilkelerini dile getirerek, matematiksel bilginin geçerliliğini yalanlamamış, ama başka hiçbir bilgi türünün olanaklı olmadığını ön gören Descartes’çi bilgi kuramını yalanlamıştır. Bunun için hakikatin açık ve seçik bir tasarım olduğu yollu Descartes’çi ilkeye saldırır. Bunun aslında ancak öznel ya da psikolojik bir ölçüt olduğunu belirtir.

 

“Benim tasarımlarımı açık ve seçik düşünmem, onların doğru olduğunu değil, ancak benim onlara inandığımı kanıtlar”(Collingwood,1996,98) diyerek Vico, bunu söylerken inancın algılarımızın canlılığından kaynaklandığını söylüyordu. “Bir tasarım ne denli yanlış olursa olsun açıklığı ile bizi inandırabilir de” diyerek Descartes’in açık seçiklik olarak bilinen kuramını altüst etmiştir.

Vico, bize gereken şeyin bilineni bilinemeyenden ayırt edeceğimiz bir ilkedir diyerek “verum factum” dediği kuramından bahseder. Buna göre bir şeyi doğru olarak bilmenin ve onu yalnızca algılamanın tersine, anlayabilmenin koşulu, onu bilenin kendisinin yapmış olmasıdır. Bu ilkeye göre “doğayı tanrı, matematiği insan kavrayabilir. Çünkü birincisi tanrının; ikincisi insanın üretimidir”der, Vico. “Verum factum” ilkesinden, kesinlikle insan aklınca yapılmış bir şey olan tarihin, insan bilgisinin bir nesnesi olmaya özellikle uygun olduğu sonucu çıkar.(Collingwood,1996,99)

Vico, tarihsel süreci insanların dil, gelenek, hukuk, hükümet vb. dizgeleri kurup geliştiren bir süreç olarak görür. Yani, tarihi, insan topluluklarının ve onların kurumlarının tarihi olarak görür. Tarihin planı tümüyle insanın planıdır ve toplulukların dokusu insanın içinden kaynağını bulmuş ayrıntısı ile kavranabilir bir “factum” içerir. “factum” burada insan doğası anlamına gelmektedir.

Vico Biliminin İlkeleri (Yeni Bilim)

Vico’nun sözünü ettiğimizYapıtının en can alıcı bölümlerinden biri, tasarladığı bilimin ilkelerini konu edindiği Scienza Nuova’nın ilkelerini saydığı bölümdür. Vico’ya göre Yeni Bilim’in dayanacağı ilkeleri şu şekilde sıralamak mümkün;

1- “tanrısal kayrayı akılcı sivil yoldan kavramak isteyen akılcı-sivil bir teolojidir.”

2- bir egemenlik felsefesi, özellikle de özel mülkiyetin kökenlerine yönelik bir felsefedir;”

3- “insani idelerin bir tarihidir” ve özellikle de en eski kozmolojik-dinsel tasarımların tarihidir.

4-en eski dinsel geleneklerin bir felsefi eleştirisidir.

5- konusu, “tüm ulusların tarihlerinin onun içinde ve zamansal olarak akıp gittiği ideal sonsuz tarihtir.”

6- “ulusların doğal hukuklarının bir sistemidir.”

7- pagan dünyanın profan tarihinin dayandığı “ilkeleri” bu dünyanın en eski ve en karanlık başlangıç dönemlerini, bu dünyanın mitoslara dayanan tarihine egemen olan döngüsel tarih anlayışını yorumlar (Özlem, Doğan. 1996).

Tüm bu önermeler aslında Mondo civile yani tarihsel dünyanın akılsal yoldan temellendirilmiş bir teolojisini sunar bizlere. Hegel’in Tinin tarihte açığa çıkışını hatırlatan Ancak bu ilkeleri ilginç kılan şey; tek tekin (güvenilir) bilim olarak matematiksel-fiziksel doğanın kabul edildiği 18. yüzyıl başlarında bunların söylenmesidir.

Vico, tarihin anlaşılmasında doğru ile olgunun birlikte ele alınmasını istemekle Descartes’çi kartezyen gelenekten kendini ayırır. Böyle olunca da, felsefi doğruluğa, ona göre, her zaman dillerin, göreneklerin, yasaların ve kurumların insani dünyasında bize açılmış olan “filolojik bir kesinlik olarak” ulaşabilir. Vico, teorik doğruluk ile insani-pratik alanın bilgisinin imkanı arasında yapılmış olan kartezyen ayrımı, Hegel gibi, doğru ile olgu arasında diyalektik bir ilişki sağlayarak aşmak ister. Bu nedenle Descartes’in küçümsediği “filoloji”yi, tarihsel olaylar hakkında diller aracılığı ile haber almamızı sağlayan bu bilimi bir “felsefi bilim” düzeyine yükseltir (Karataş,  M. Veysel. 1998). Vico, böylece Hegel’ den bu yana verilmiş olan adla “tin felsefesinin” modern doğa bilimlerine göre önceliğini savunur (Özlem, Doğan.1999,Sh, 207).

Vico’da Tarihin Hem İleriye Hem de Geriye Akışı

La Scienza Nuova da Vico, tarihi üç çağa ayırır:

1-Tanrılar Çağı: Burada pagan insanlık tanrısal bir egemenlik tasarımı altında yaşar ve tüm girişimlerinde fala ve kehanete başvurur.

2-Kahramanlar Çağı: Aristokratik yasaların hüküm sürdüğü çağ.

3-İnsanlık Çağı: İnsanların doğadan eşitliğine inanılan, özgür cumhuriyetlerin ve monarşilerin çağı. (Özlem, Doğan.1999,Sh, 209).

Tanrılar çağı teokratik, kahramanlar çağı mitolojik, insanlık çağı ise rasyoneldir. İlk iki çağ poetik çağlardır, hayal gücü egemendir, son çağ aklın egemenliğinde kurulmuş bir rasyonel düşünüş çağıdır. Bu ayrıma uygun olarak Vico, üç dil ve yazı türü (kutsal-simgesel ve dünyasal), üç tip doğal hukuk ve siyasal topluluk, vb. ayırır. Vico,  A. Comte gibi tarihin her yerinde teslis yapar, üçler görür. (Özlem, Doğan.1999,Sh, 210).

Tüm çağlar tarihin akışı içinde kendi içlerinde dönenirler. İnsanlığın bu kurallı ve tipsel akışı, anarşiden düzene, ilkel ve kahramanca göreneklerden akılcılaştırılmış ve sivilleştirilmiş göreneklere geçildiği sürece, ilerleyen bir süreçtir. Ama ne var ki sürekli sivilleşme anlamında “sürekli ilerleme” diye bir şey de yoktur. Aslında tarihin gerçek telosu “düşüş” ve “batış”tır. İlerleyen bir süreçten, “corso”’dan, bir geriye “ricorso” geçilir ve yeni bir barbarlık dönemine geçilir. Görüldüğü gibi Vico, tarihin akışının çevrimsel bir yorumunu yaparak yönünü döngüsel olarak belirler. Bundan sonra tarihin ereğinin ne olduğu sorunu Vico’ya göre; doğal olan tarihsel bir akış içinde tarihe düşüşler egemendir. Hümanitenin vurgusunu yapar sivilliğe yaptığı gibi ancak her ikisine de erek olarak tarihte rol biçtiği söylenemez. (Özlem, Doğan.1999,Sh, 211)

Son söz babından: Sadece tarih biliminin anlaşılması tartışmalarının değil aynı zamanda sosyal bilimlerde bilgi ve yöntem arayışlarının bir imkanı ve hermenötik geleneğin birikiminin değerlendirilmesi açısından Vico önemli bir uğrak noktasıdır. Bu noktadan geçmeyen tarih veya sosyal bilim metodolojisi sorunsalını çözümleyen her araştırma eksiklik taşıyacaktır. Bu eksikliğin giderilmesine ve sosyal bilimlerde metodoloji sorunsalı ile ilgili literatüre mütevazi bir katkı amaçlı bu çalışmada da bu amaca yönelik bir seyir izlenmiştir. Buna göre pozitivizmin bildik iddiası karşısında tarihsel referanslar anlamında sadece İbni Haldun, Marx, Hegel, Dilthey gibi isimler yok aynı zamanda Vico’da Scienza Nuova’sıyla ben de varım diyor.

Kitabiyat

Bottomore, T. 1990, “Sosyolojik Çözümlemenin Tarihi”, Ayraç, İstanbul

Collingwood R.G, 1996, “Yöntem üzerine konuşmalar” Çev: Dinçer Kurtuluş, Gündoğan yayınları, sh. 93 Ankara

Göka, Erol; Abdullah Topçuoğlu; Yasin Aktay ,1999, “Önce söz vardı (Yorumsamacılık Üzerine Bir Deneme)”, vadi Yay, Ankara

Karataş,  M. Veysel. 1998 “İtaki” Sosyal Bilim ve Edebiyat Dergisi, “Tinsel Bilimlerde Yöntem Arayışları”, Sayı: 6, Sh,28

Özlem, Doğan. 1996, “Tarih Felsefesi” Anahtar Kitaplar, 2. Baskı Sh, 199 İstanbul

» Aydın AKTAY

Reklamlar