SAATLER / GEYİKLER, LALE MÜLDÜR, YAPI KREDİ Y., 2008, 153 SAYFA.

Lale Müldür’den ilk olarak Sadık Yalsızuçanlar’ın derlediği “Al Aşkını Ver Beni” isimli aşk üzerine söyleşilerin yer aldığı kitabın başında bulunan şu dizeleri okumuştum:

“ormanda bir kuş hızla dönüyordu.

aşık olduğumuz zaman
yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner
ve kaçmamız gerektiğini söyler bize
çünkü her şey çok fazladır
kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş
kendini ve etrafındakileri yaralar
tehlikedir onun adı…
bunun için aşkı hiç kimse,
insanın kendi arkadaşları bile istemez
kumrular sakindir bir tek
ben kumru değilim
sen de”

Şair kumruyu zikreder. Kumru oluş halini aradığını söyler ve çok güzel bir tabir kullanır: “kumrulaşabilmek” Aşkın adı tehlike olsa da kumrularda başkadır. Onlar uslu çocuklar gibidir. Diz kırıp otururlar edep ve vakarla. Yanyana çömelirler, sessizce paylaşırlar. Bazen “gurrruuu, grurruuu” sesleriyle sükuneti bozsalar da mütemadiyen sessizce ve her zaman sakince anlaşırlar. Mülayim meşrep sevgililerdir kumrular. Ve aşkın kuşlarıdır.

Yukarıdaki dizeler, Lale Müldür’ün Rüyalar, Saatler /Geyikler, Rüya Açılımı, Son Hamle, Notlar, Sonsöz bölümlerinden oluşan 2001 yılında YKY şiir serisinden çıkan kitabı Saatler/Geyikler’den. Bir başka ifadeyle “Trigonometri gibi bir şey bu kitap / saatler, geyikler ve kumrular arasında?”

Mor kapaklı kare bir kitap. Üzerinde Ahmet Kot’un çektiği geyik boynuzları arasından salınan bir çılgın Lale Müldür fotoğrafı var. İçerik hakkında Lale Müldür çelişik dizelerinde şöyle demiş: “hayır, saatleri, geyikleri anlatmıyor/ bu kitap. bir kumru oluş halini/ anlatıyor. ya da bir kumru/ olamayış halini.” “hayır elbette saatleri, geyikleri/ anlatıyor bu kitap. İnsan ilişkilerinden/ bahseden bir kitap başka neyi/ anlatabilir ki? bizim uslanmaz ruhlarımız/ hiç kumrulaşabilir mi?/ suskuyla yanyana oturan iki kumru … / iki sevgili yanyana oturarak/ uzun süre/ hiç konuşmadan/ yani kumrulaşabilir mi?”

Kumrular romantik kuşlar. Kumrularda kuluçka nöbetleşe beklenir mesela; bir anne bir baba sırayla oturur. Hayat arkadaşını kaybettiğinde bir kumru başka bir kumruya yüz vermez.

Hatta dahası vardır İbn-i Arabî hazretlerinden rivayet edilen bir kumru masalında: “Avcılar dişi kumruyu vurunca, bunu gören erkek kumru kendi etrafında fır dönerek havaya iyice yükselir, gözden kaybolurmuş. En yükseğe varınca kanatlarını kapatır, başını yere çevirir ve çığlıklar atarak kendini yere bırakır sonra paramparça olurmuş. Ey âşık, bu bir kuşun yaptığıdır. Peki Allah aşkı uğruna senin tavrın nicedir?”

Sadık Yalsızuçanlar’ın yeni kitabı Vefa Apartmanı’nın birinci bölümde bir tefeül bahsine tesadüf ettim ki beni çok eğlendirdi. Hafiz Divanı’ndan ne bileyim, Risale-i Nur’dan, Mesnevî’den tefeül yapıldığını duymuş, şahit olmuş, tatbik etmişdim de, çağdaş –hele hele Lale Müldür gibi çılgın- bir şairden fal açıldığını hiç bilmezdim. Taaccüb ettim.

Vefa Apartmanı’nın ilk sayfasında Saatler / Geyikler’den fal açılıyor ve herkes için şu dizeler geliyor:

“Bazen ama bir insanla bir şey olur

Kısa süren bir şey

İki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi

Bazı insanlarla

Yıllarca görüşsen de

bir şey olmaz.”

Saatler/ Geyikler sükunlu bir mecnun olmanın, harekeyi cezmedip kumru oluş halinin arayışıdır. Oysa şair bunu beceremediğini itiraf eder çünkü sonsuz hızla dönen, havalanan uçan, çarpa çarpa kafa göz yaran bir kuş gibi aşkın tehlike sirenleri çaldığı vakit vardır. Üstelik bir de hırpanî sevmeler vardır; kısa süren bir şey: İki geyiğin birbirini sevişi gibi. Ve ne yazık ki geyiklerin akıbeti boynuzlarını açamadıkları bir saate çakılı olduğu için çok acı bir son bekler. “çünkü geyikler kavga ettiklerinde boynuzları birbirine dolanır ve ölürlermiş”

Lale Müldür bir röportajında şiirin buğu gibi olması gerektiğini söylemiş; somut olmayan, elle tutulmayan bir gizem ihtiva etmesi gerektiğini. Şiire benzer şekilde, insan ilişkilerinin de belli bir uzaklığı korumaya ve sürekli birbirini keşfetmeye dayanmasından söz etmiş. Kendi tabiriyle “gerek şiir gerekse aşk Prag’da bir sabah uyanan iki sevgilinin arasındaki uzaklık gibi olmalı”dır. Saatler/Geyikler de “açıklanamayan şeylerin merkezi”dir. Geyik başı, boynuzunda mesafenin ve karmaşanın alâsını, çözülemeyeni, bilinemeyeni simgeler. Hasılı geyik başında, gizem uzanır.

Lale Müldür “kalbin ilmini” yapmaya çalışmış. Alıntılarında çokça garip –rüyalar bölümünde Patrick’in içtiği yağlıboyalardan yapılmış çorba gibi rengarenk- bir çeşitlilik yapmış. Şeyh Galip’e çokça başvurmuş. Rilke’den alıntılamış. Kitab-ı Mukaddes’ten… Mesela tırnak içinde bir ibare katmış; eskilerin “ircii hitabı” dediği ayet-i kerimelerin mealini şiirin içine dahil etmiş. Saatleri, geyikleri, kumruları anmış. Geyiklere, kumrulara oranla daha mutlu olan kuğuları, kuğu açılımında anlatmış. “görüyorsun ki ben çocuk değilim/ aşık da değilim/ maksadım güzel söz söylemekten/ ibarettir” deyip maksadına nail olmuş. Geyik, kumru, kuğudan başka “yeni bir delilik” tarzı yakalamış. Uçuşlar ve menziller mübarek olsun.

» Saliha ŞİŞMAN

Reklamlar