İnsanın ilk ve aslî manevî mirasını oluşturan ve daha sonraki bütün geleneklere yansıyan bir aslî geleneğin varolduğunu kabul eden hemen her din ve kültürden, Gai Eaton, Seyyid Hüseyin Nasr, Martin Lings gibi birçok entelektüeli bünyesinde barındıran Tradisyonalist, yani Gelenekselci Ekol, yirminci yüzyılın ilk yarısında Fransız düşünür René Guénon tarafından kurulmuştur. Ekol mensupları arasında yer alan ve René Guénon’un talebelerinden olan Frithjof Schuon ise, ekolü temellendirip sistematik hâle getiren isim olmuştur.

Ekolün mensupları, ekol içinde büyük önemi haiz olan “gelenek” kavramı ile, bir medeniyetin, bütün unsurlarıyla bağlantılı olan asli ilkeleri kastetmektedirler. Her devir ve coğrafyada farklı şekillerde ifade edilen bu kavram, el-Hikmetü’l-Hâlide, yani ezelî hikmettir. Fikrî yapısını inceleme altına aldığımız düşünürümüz Schuon’un görüşleri de aynı şekilde ezelî hikmet anlayışı çerçevesinde oluşmuştur.

Frithjof Schuon’un doktriner hakikatler açısından kendi içinde yeterli bir bütünlük arzeden eserlerinde savunmuş olduğu görüşler, kendisinin de ifade ettiği gibi ilk kez ortaya atılmış görüşler değildir. Bu görüşler, tarihin çeşitli evrelerinde, farklı geleneksel görüşlere sahip olan birçok isim tarafından dile getirilmiştir. Schuon’u bu düşünürlerden ayıran temel özellik ise, düşünürümüzle beraber gelenekselci görüşlerin çağdaş bir sistem içerisinde yeniden ifade edilmiş olmasıdır.

Düşünürümüzün kaleme almış olduğu eserlerde vurgu yaptığı temel konu, farklı din ve geleneklerin form noktasında farklı olmalarına karşın, öz itibariyle aynı ve aynı kaynaktan, yani Tanrı’dan gelmiş olduğu hususudur. Bu görüş, genelde Gelenekselci Ekol’ün, özelde de Schuon’un savunuculuğunu yaptığı “Dinlerin Aşkın Birliği” görüşüdür. Bu anlayışa göre, din ve gelenekler zahirî formları açısından farklı hatta birbirine zıt olsalar dahî bu onların özüne zarar vermez. Aksine, din ve geleneklerin farklı topluluklara hitap ediyor olması böyle bir farklılığı zorunlu kılmaktadır. Yapılan hareketler form itibariyle birbirinin zıddı olsa da, bu hareketler için çıkış noktası olan niyet aynıdır. Dolayısıyla diyebiliriz ki, farklılıklarına rağmen dinlerin tek gayesi vardır, o da insanı kutsal olana ulaştırmak, onunla bütünleştirmektir.

Schuon’a göre, farklı zamanlarda, farklı toplumlarda, farklı şekillerde ortaya çıkan dinler, bir forma bürünerek dünyaya ulaşırlar. Form dünyası, kadim gelenekleri inceleme altına aldığımızda göreceğimiz gibi, çeşitlilik ve kesret dünyasıdır. Form noktasında görmüş olduğumuz bu çeşitlilik, dinlerin çeşitliliğini de beraberinde getirir. Dinler arasında zahirî manada bu tip farklılıklar bulunsa da, aslında bütün dinler aynı kaynaktan neşet eder ve kaynaklarının bir olması sebebiyle de mukayese kabul etmezler. Bunun için bir dini yaşamak tüm dinleri yaşamakla eşdeğerdir. Bu durumda, dinlerin sahip olduğu farklılıkların, ilahî iradenin insanların içinde bulunduğu şartlara uygun din göndermesiyle ortaya çıktığı sonucuna ulaşılır. Çünkü Allah, hiçbir zaman birbirinden farklı iki beşeri topluluğa aynı mesajı göndermemiştir. Schuon, farklı yapıdaki bu dinlerin doğru oluşunun, her birinde konuşanın Tanrı olmasıyla açıklanabileceğini ifade etmiştir. Netice itibariyle bütüncül manada değerlendirecek olursak, birden fazla formun varlığını kabul edebiliriz; çünkü batınî hakikate, zahirî tezâhürlerle ulaşılır. Bu nedenle her form, her dogma, her sembol ve her ibadet şekli bizi ilahî kaynağa ulaştırması bakımından önemlidir. Her ne kadar Batınîlik tarafından reddedilmiş olsa da, altına gizlenmiş olduğu buz kalıbını kırarak batınî vahye ulaşabilmemiz için, philosophia perennis kadar kâmil olmasa da, formel hakikatlere ihtiyaç vardır.

Schuon’a göre insan ancak dua, manevi faaliyetler, ibadet, metafizik ve tefekkür gibi formel hakikatleri yerine getirmesi durumunda Tanrı’ya ulaşır. İman ve bilgi salt düşünceden fazlası olduğu için insan, olması gerektiği gibi olmalı, inancına tüm varlığını dâhil etmelidir. Manevi insan yaptığı her faaliyetin Tanrı’ya ulaştığını, dünyalık bir şeye karşı sevgi duysa da sevgisinin Tanrı’da nihayet bulduğunu bilir. Bu durum hem din için hem metafizik için geçerlidir. Bu çerçevede düşünecek olursak, insana düşenin, zahir ve batın cephelerini birleştirip, Tanrı’yı hem ilke hem tezahür olarak değerlendirmek olduğu sonucuna ulaşırız.

Görüşleriyle ezelî hikmet meşalesinin taşıyıcılarından olan Frithjof Schuon’un maddi imgeler kullanarak oluşturduğu Bilgelik Şiirleri’nin örtüsünün altında da manevi öğretinin sırrı saklıdır. Alıntılamış olduğumuz dizeler, onun şairliğini, şiirlerinde Yüce Hakikat’i terennüm edişini en açık şekilde göstermektedir.

Şiir yazmak mesajdır – ya da sade sanattır/Bir kelime oyunudur ki önünde eğilir insan/Ben halk şairi olmayı tercih ederim/Yüce Mülk Sahibi’ne giden bir yol gösteren.

BİBLİYOGRAFYA

Dinlerin Aşkın Birliği, çev. Yavuz Keskin, Ruh ve Madde Y., 1992, 200 sayfa.

İslam’ı Anlamak, çev. Mahmut Kanık, İz Y., 2008, 216 sayfa.

İslam’ın Metafizik Boyutları, çev. Mahmut Kanık, İz Y., 2004, 208 sayfa.

Varlık, Bilgi ve Din, çev. Şehabettin Yalçın, İnsan Y., 1997, 176 sayfa.

Yansımalar, çev. Nurullah Koltaş,  Hece Y., 2006, 96 sayfa.

İslam ve Ezelî Hikmet, çev. Şahabettin Yalçın, İz Y., 1998, 215 sayfa.

Tasavvuf: Kabuk ve Öz, çev. Veysel Sezigen, İz Y., 2006, 159 sayfa.

Bilgelik Şiirleri, çev. Mahmut Kanık-Munise Yetim, İz Y., 2010, 264 sayfa.

» Cemile DEMİRCİ

Reklamlar