SEVÂNİHU’L-UŞŞÂK, AHMED GAZÂLÎ, ÇEV. TURAN KOÇ-MEHMET ÇETİNKAYA, HECE Y., 2008, 95 SAYFA
…
Sûfiyâne tecrübe hâllerin geçici, buna karşılık “makam”ların kalıcı olduğunu savunur. Ahmed Gazâlî’ nin Sevânihu’l-Uşşâk adını verdiği eseri için seçilen “Âşıkların Hâlleri” başlığı, eserin adından başlamamızı gerekli kılıyor. Bu hususta bir sepet laf sarf edecek olmamız tasavvuf sözlüğünde özel bir anlamı olan “sâniha” kavramının çoğulu durumundaki “sevânih”in “hâller” olarak aktarılmasındandır.
Sûfî-müellif eserinin adını “Ahvâlü’l-Uşşâk” da koyabilirdi. Bu durumda hâl kavramının tasavvuftaki özel anlamından dolayı muhtevasının bambaşka olması gerekecek, Gazâlî’nin durmuş-oturmuş bir üslûpla değil, belki birbiriyle ilintisiz görünen, yer yer anlam bağından yoksun cümleler kurması gerekecekti. Oysa metin yer yer aforizmik, coşkulu-manzum bir metin olsa da son derece sağlam bir bağlantı ağına sahiptir. Bu da eserde sûfînin “telvin” içinde çalkanan hâlleriyle değil, “temkin” ehlinin sağlam tespitleriyle burun buruna gelmemizi sağlıyor:
“‘Hâzâ Rabbî’, ‘Ene’l-Hakk’ ve ‘Sübhânî’ gibi ifadelerin hepsi bu renge boyanmanın değişik görüntüleridir ve temkinden uzaktır.” (s. 4)
Evet, “Giriş”te belirtildiği gibi Ahmed Gazâlî’nin tasavvufî tavrı ağabey Gazâlî’ninkinden farklı görünür. Ama bu durum, kardeş Gazâlî’nin temkin ehli bir sûfî olarak değişken hâllerden bahsetmesine yol açmaz; ancak belli bir makama erişerek, yani sağlam bir zemine basarak duyuşlarını cümleleştirmesini engellemez. Eser, aşka dair aforizmalar (sevânih) ihtiva eder. Aforizma ise şathiyeden oldukça farklıdır; sağlam bir zeminde söz sarfını gerektirir. Dolayısıyla eserin Türkçe adının “Aşk İlhamları/Aforizmaları” olmasını teklif edebiliriz.
Zaman zaman Ahmed Gazâlî’nin ağabeyiyle karıştırıldığına şahit oluruz. Abdullah Cevdet’in Dilmestî-i Mevlânâ (1921) adlı eserinin sonuna eklediği “Gazâlî’de Marifetullah” ve hemen peşinden gelen “Rubâiyyât-ı Gazâlî” bölümlerinin perde sayfalarında Gazâlî’nin ağabey mi kardeş mi olduğunu belirtir bir sarahat bulunmadığından, eser, akla ilk anda İhyâ sahibi Gazâlî’yi getirmiştir. Tam bu noktada Nâzım Hikmet’in hapishanedeyken okuduğu Dilmestî’den esinlenerek yazdığı bir şiirde Gazâlî’nin adını anması da işleri hepten karıştırmıştır. Çünkü Nâzım da şairi sadece Gazâlî nisbesiyle anmıştır [Bir akşamüstü / oturup / hapisane kapısında / rubaileri okuduk Gazali'den]. Eh Gazâlî denince de ilk akla gelen şahsiyet ağabey Gazâlî olunca söz ettiğimiz karışıklığa kapılar sonuna kadar açılmıştır.
Sevânih’in Hece Yayınları’ndan çıkan son baskısı, önceki baskılarında (Gelenek Y., 2004, 2005) olduğu gibi Turan Koç ve Mehmet Çetinkaya’nın tercümesiyle sunuluyor okuyucuya. Bu eserin yayınlanması Türkçede ağabey Gazâlî’nin yanında kardeşin de gerçek anlamda tanınmasına büyük katkı sağlamıştır. Denebilir ki iki Gazâlî’nin iki farklı şahsiyet olarak tebellür edilebilmesi bu neşirle mümkün oldu. Elbette geç kalmış bir yayıncılık faaliyetidir bu.
Eser, sûfiyâne duyuşları yer yer manzum ifadelerle, yer yer de hikâyelerle süsleyerek veriyor. Bu tarz, sûfîlerin çok sevdiği bir telif tarzıdır ve temkin ehli sûfîlerin tercih ettiği bir yoldur. Diyebiliriz ki, her telif sahibi sûfî aynı zamanda temkin ehlidir. Elbette bu, telif sahibi olmayan sûfîlerin mutlaka telvin ehli olduğu mânâsına gelmez. Telvin ehli sûfîler arasında telif sahibi olanlarının bulunması da bu düşüncemize münâfî değildir. Ahmed Gazâlî işte bu noktada ağabey Gazâlî’den çok da uzak bir yere düşmez.
Eser, takip edebildiğimiz kadarıyla Hece Yayınları arasında birinci baskısı yapılmadan önce Gelenek Yayınları arasında iki kez basılmıştı. Sanırız kardeş Gazâlî, en az ağabeyi kadar ilgi gördü. Sûfîlerin umûmiyetle sırf menkıbeleriyle tanındığı ülkemizde eserleriyle de tanınmaları yolunda Sevânihu’l-Uşşâk tercümesi önemli bir merhale sayılmalıdır. Nitekim, XVI. yüzyıldan sonra müesseseleşmiş tasavvufun önemli ölçüde silindiği İran coğrafyasında bugün bu sûfîler telif sahibi birer şahsiyet olarak tanınmakta ve okunmaktadır. Bizim neredeyse sadece kerametleriyle andığımız bu şahsiyetlerin eserlerinden hazma sâlih olanların tercüme edilmesiyle insanlar bu eserlerden kafalarına ve gönüllerine neler devşirebileceklerini de görmüş olacaktır.
…
» Yusuf Turan GÜNAYDIN


